aslinda ne oldu?

UZAKLARDAKI COCUKLAR 2

25/7/2007

UZAKLARDAKI COCUKLAR 2

 (Cin de uyum sorunu yasayan benim J.R in kisa oykusudur bu)

Ilk iki ay cok sikintili gecti diyebilirim.Yemek yiyemiyordu, cunki hersey farkliydi onun icin, baharatlar, kokular, zar zor buldugumuz ekmegin tadi, sebzelerin lezzetleri vs..O yuzden, iki hafta dogru durust bir sey yemeden durdu..Bu arada zayifladi tabii, cabucak yoruluyordu bir yere gittigimizde...Sadece kurabiye yiyordu.Hatta bir gun kakasini yaparken kakasinin kurabiye koktugunu farkettik dehsetle..Cok uzulmustuk annesi ile birlikte.Ne yapacagiz diye dusunurken aklimiza mcdonalds ve pizzahut geldi...Mcdonalds da cocuk menusunu yarim yarim yemege basladi, tam yedi diyemiyorum cunki mcdaonalds ve pizzahuttda dogal olarak bulnduklari cografyanin damak tadina gore hazirliyorlardi urunlerini...Yani Cin baharatlari, soslarini kullaniyorlardi, hamburger hafif tatlimsi bir lezzete kavusuyor..pizzahutta pizza disinda baska bir seye donusuyor ama iyi kotu onu yiyordu...sonra zar zor un bulduk, bir tane kurek sapini ortasindan kesip oklava yaptik, ondan borek yapmaga calisti annesi..Cunki cinliler firin olayina yabanci olduklarinda henuz bir firin bulamamistik.Yemek sorununu bu sekilde asmaga calistik Su anda bile halen Cin yemeklerine bir turlu alisamadi Jr...

 

Yemek sorunundan baska buyuk bir sorun da arkadas sorunu idi..

Oturdugumuz sitenin parkina indigimizde oyun oynayan cocuklar merakla bizi izliyorlar ama bizimki onlara oynamaya calistiginda ise ona bir yaratikmis gibi davranip ondan kaciyorlardi...Jr ise onlarla oynamak icin can atiyordu, onlara yakinlasmaga calisiyor hatta onlar cince konustuklarinda Jr bunun bir oyun oldugunu dusunup onlarin cikardigi sesleri taklit edip garip sesler cikartiyor, komiklikler yapiyordu ama nafile..Ama o garip sesler cikartip komiklikler yaptikca cinli cocuklar icin daha seyirlik garip bir "yaratik" oluyordu.Her park donusu sorunlu bir cocuk oluyordu, gece uykusunda kabuslar, sebepsiz kusmeler aglamalr vs.Ilk iki ay boyle sikintilar icinde ve 3 yasindaki bir cocukla bizim arkadas olma veya ona arkadas bulma gayretleri icinde gecti..nasil yapar nasil cozum buluruz derken kres aramaya karar verdik.once Cin devlet okullarini denedik, onlarin okullarini gezdik ki bu gezi tam bir dehset yolculugu ve hayal kirikligi idi(bu arada itaatkar  Cin kulturunun nedenlerini de ogrenmis olduk, kucuk bebelerin kisilikleri bu okullarda "igdis" ediliyor ve sisteme uyumlu, ses cikarmayan, sabirli birer vatandas gibi yetistiriliyorlardi)

 

Gittigimiz bir okulda yemek vaktine denk geldik.Buyukce ve kenarlari, otesi berisi yamulmus bir kapta lahana benzeri bir sebze pirincle birlikte haslanmis lapa haline getirilmisti, her cocugun onune yine pek temiz gorunmeyen bir tabak vardi onlara birer kepce dolduruyorlardi, cocuklarda ses cikarmadan onu yiyor bir yandan da merakla bizi izliyorlardi.Bizi gezdiren okul mudiresi bir sinifin kapisini actiginda gorevli ogretmen kucuk bir cocugu sert bir sekilde azarladigini gorduk, donup bize gulumsedikten sonra azarlamaga devam etti.bu sirada jr. basina gelecekleri anlamis olacakki bacagima oyle bir yapismiski okuldan cikana kadar birakmadi korkudan…

 

Boyle ilginc bir kac okuldan sonra tam midimizi kesmisken sora sora once hongkong ve taiwanlilarinn gittigi bir okul bulduk ama onlarda da kres yoktu.Oradan yakinlarda yabancilarin giittigi baska bir okulun daha varligini ogrendik.Sora sora onu da bulduk.

Veeee mutlu son!

Iceri girdigimizde yuzme havuzlu, kapali spor salonu olan, kresi olan bir kampus gorduk ve malezyali, hintli, koreli, cinli, suriyeli, rus, hongkong ve taiwanlilarin yanisira cok sayida avrupali cocugun varoldugunu da ogrendikten sonra nasil rahatladigimizi anlatamam…

Okulda ilk gun:

Jr da okulda kendine benzeyen ve kendi gibi sorunlar yasayan cocuklari gormus rahatlamisti.Ilk gun beraber gittik , amacimiz kisa bir sure kalip geri almak ki okuluna yavas yavas alissin..

Onu sinifa koyduk ve ona bekleme salonunda bekleyecegimizi soyledik.Tamam dedi..ama Jr hala burdaki insanlarin baska bir dil konustuklarini anlayamamisti..taa ki o gune kadar.Cunki bu kres turkiye de-istanbulda gittigi krese benzemiyordu.cocuklarin herbiri bir garip sesler cikariyordu, ogretmen de bir seyler soyluyordu ama O tek kelimesini anlamdigindan korkmustu.

Biz de annesi ile bekleme salonun da kres bulmus olmanin rahatligi icinde oturmus konusuyorduk ki tanidik bir ses kulagima calindi.Once yanlis mi duydum derken:

Bir daha ve daha yuksek sesle:

 

“eve gitmek istiyorum!”

 

bu bizimkini sesi deyip iceri girdigimizde bizim ufaklik Filipinli ogretmeninin karsisina dikilmis yanaginda bir damal goz yasi dudagini sarkitmis eve gitmek istiyorum diyor tekrarla…ogretmende garbim anlamiyor tabii,..

sonra  bizi gordu..

 

o an ki yuz ifadesini unutamam.Onu orada birakip gittigimizi dusunmus ve panic yapmisti.

Bizi gorunce bize dogru bir kosu tutturdu ki anlatilamaz.Gelip kucagima oturdu, iyice sarildi..bu arada beni sasirtan bir hareketle elleriyle kolumu tutup kendi uzerine sardi ki ona iyice sarilmami istedini anladim.”eve gidelimmm, eve gideliimmmm” diye de agliyordu bir yandan da.

 

Su an bile yazarken gozlerimin doldugunu itiraf etmeliyim.cunki oyle masum, oyle savunmasiz ve oyle size muhtac ki?bunu hissediyorsunuz, korkusunu ve endiselerini…

Ilk gun boyle gecti ama onun okula alismaktan baska caresi yoktu..Ilk bir hafta annesi hergun okul saati boyunca okulda, bekleme salonunda oturdu..o da onceleri yarim saatte bir sonralari bir saatte, iki saatte bir gelip annesini control etti, orda bekliyormu diye…sonra alisti zamanla…ingilizceyi ogrendi iletisim kuracak kadar…arkadaslar edindi ve bizde rahatladik..ama onun icinde bizim icinde cok zor bir yarim yil gecirdik, cekmeyen anlamaz…

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

UZAKLARDAKI COCUKLAR 1

18/7/2007

UZAKLARDAKI COCUKLAR 1

 

Bizler, yani yetiskinler, ekmek kavgasindan(ekmek kavgasi lafini da sevmiyorum, ekmek icin kavga etmem ben, acliktan olurum daha iyi, lakin lafin gelisi kullanmak mecburiyetindeyim) dunyanin dort bir yanina dagilirken bazen alti tekerlekli bavullarimizin yaninda onlari da surukleriz.Kendi uyum sorunumuzdan, islerimizden cogu zaman yogunluktan unutuveririz o “minicik” masumlari:

 

Cocuklar!Yanimizda goturmek zorunda kaldigimiz cocuklarimiz!

 

Asagida okuyacaginiz yazi Cin é geldiginde uc yasini doldurmus olan minik oglum U. nun hikayesidir.Buyuk sehirde yasayip veya benzer sekilde yurt disinda calisip cocuk sahibi olanlar daha iyi anlar neler cektigimizi, neler hissettigimizi..Keza, kendimizi o minik yuregin yerine koyup, onun neler hissettigini veya neler dusundugunu de anlamak cok da zor olmasa gerek.Cunki bilindigi gibi, cocuklarin iri gozlerine baktiginizda onlarin ruhlarini gormek mumkundur(kart insanlarda, bu mumkun degildir)

 

1.

Ona her eve donusumde turlu turlu oyuncak getiriyordum, oyleki ben geldigimde o ilk bana degil bavuluma atiliyor, minik kollariyla kucucuk bedenine aldirmadan bavulu iceriye surukleyip kapi arkasinda yagmaliyordu.Ona gore ben “OYUNCAK ULKESINDEN” geliyordum ve gelirken ona da ancak bavulumun alabildigi kadar oyuncak getirebiliyordum.Simdi o uzak ulkede ne cok oyuncaklar vardir  diye dusunuyordu.Cunki;”birlikte sen, ben, anne Cin é gidelim mi” dedigimde onun ilk sorusu “orda cok oyuncak var, degil mi?” olmustu.(Bu arada gidecegimiz ulkenin adini da Cin diye soyleyemiyordu, onceleri ICINDE diyordu, sonra CINCIN diye soyledi en son bir yillik  alisma suresinden sonra yasadigimiz ulkenin adini CIN olarak telafuz edebildi).

 

O heyecanla ucaga bindi, gece karanliginda kalkan ucakta girer girmez annesini kucaginda uyuya kaldigindan sabah gozlerini actiginda CIN deydi …Pasaport kontrolu, valizleri aldik derken havalani cikis kapisinda ellerinde isim tabelalri olan insan kalabaligi, musteri kovalayan korsan taksiciler, hotel gorevlileri, yabancilari izleyen merakli gozler, havaalani guvenlik gorevlileri vs buyuk bir kalabalikla karsilastik:

 

Iste, Oyuncaklar Ulkesi!!!….

Ama??

Bu adamlar niye boyle? Gozleri degisik?

Sinirli gibi bakiyorlar?

Ne diyorlar?

Oyuncaklar nerede?

Bu koku da ne boyle? Her yer kokuyor?

Babamin annemin elini birakmamaliyim!!!!

 

*****

Sonrasi?Devami yarin!

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

K e s i ş m e l e r

24/8/2006

 K e s i ş m e l e r

l.

Yazdi, sicakti, yapis yapis nemli bir Istanbul havasi…

Eminonune gitmem gerekiyordu,bir yandan sicak bir yandan kalabalik..

“off!!!”

Trafik ..Calismak..

“puffff!!!”

sevmedigim seyler..

“amaaaannnn!”

….

Kucukken Robenson Crusoe ya ozenirdim..En sevdigim hayal kahramani…

Isssiz bir adada diledigince, onun gibi yasamak en buyuk hayalimdi…Sonra aklima annem gelirdi, babam, kardesim..Mantiksiz gelmeye baslardi bu hayal ve vazgecerdim.Oysa su an,tam da su an, ara ara kacabilecegim bir adanin varligina ne kadar da ihtiycim var…Tabiatin,denizin yasama gurultusu olsa tek duydugum…

“oooof ki off.!”

“….”

“nerden cikti bu salak?”

 

Bir hammal, sirtinda koca bir yukle, agir agir karsiya geciyor, akan trafige aldirmadan...Sipir sipir terler damliyor zayif karga burnundan...

Asildim kornaya..gecmedi sinirim, camdan sarktim disari:

“yurusene laaann  o...cocuguu?...Koyundemisin hala?”

Adam yukun agirligindan olsa gerek tam donemedi, ama hafiften sesin geldigi yone, bana dogru iki buklum bedenini cevirdi, bir seyler mirildandi..burnundan akan ter tamlasi biyiginin arasindan kaybolup gitti...

Duymadigim kufur beni kizdirmaz, ama kizginim yine de...Kizginligim baska seye..

Neye?

“O Robenson, o masal kahramanlari, noolurdu biri de gercek olsaydi?ha?..”

 

Kafami iceri cektim...Adam da gecmisti karsiya zaten..Bir daha asildim kornaya yanindan gecerken...O agir agir ara sokaklara daldi, cevredeki insanlari sirtindaki kaba yukle saga sola savurarak...

“Bir ada..bir adada,olmaliyim ben....”

“...”

“Klimali bir arabayi alamayan ben sirketin ta....koyiimm.”

Sirkeciye vardim...Topkapidan gelen  tramvay yolumu kesti,agir agir yurudu meydandaki son duragina.Durakta biraktigi yolcular, sanki Sirkeciyi, tarihi Sirkeci Garini, carsiyi  ilk kez goruyormuscasina bakina bakina dagildilar..

Arabalar, insanlar ..

Ka-la-ba-lik...

Ve denizden, hafif hafif bir esmeye basladi nem dolu, egsoz dolu bir ruzgar.Deniz kokusunu aldim bir an icin.

Sirkeci de sarayburnuna dondum, Allahtan orasi yogun degildi, bastim gaza..Gozum de yanasan Uskudar vapurunda,vapurun tepesinde dolanan aylak martilarda...

Ada...

Soguk bira...

(paaat....)

Otomatige baglanmis ayagim basti frene..

“Ne?”

“...”

“Neydi o?”

“...”

Bir cocuktu sanki..evet bir cocuk, on kaputun ustunde…..yavasca kaydi asagiya..yola...

Kucuk bir kan izi kaldi geride arabanin onunde ..

kucucuk...

Ellerim direksiyonda, durdum…insanlarin yavas yavas toplanmaya basladigini goruyordum..sonra bir kadin, kalabaligi yara yara cigliklar ata ata_sesleri duymuyordum, ama yuz ifadesinde bunu anliyordum-arabanin onune atildi…kadin biraz sonra kucaginda minik bir cocukla dogruldu, sanirim 3 veya 4 yaslarinda olmaliydi …yuzundeki ifade?..cocuk …kolu sallaniyor annesinin kucaginda…elbiselerinin eskiligi…dizinde taze, kanayan yara….agzinin cevresinde kan…

Kadin bana bakiyor ve bir seyler soyluyor:

“Bir ..”

“Ada da ..”

“Olsam…simdi…tam da su anda...”

 

                    

2

Ben babamin ikinci kiziyim.Ilkinin anasi erken olunce babam bir daha evlenmis, anami almis...Ben dogmusum, sari misir puskulu saclarmla.Sonra iki kiz daha vermis anam babama.Ama her kiz dogdugunda, babamin yuzu asilmis..Belki bu yuzden,sonra ki kiz bebe ancak iki ay tutunmus yasama...Sonra bi daha kuma getirmis babam..Ondan iki kiz kardes  daha..

Ve en sonunda bir oglan cocugu...Yani, bulluklu, sikli olan bir evlat...Babam hic kucaklamadi beni.Hic hatirlamiyorum, cilli yanagimi oksadigini, kaba sert ellerinin misir puskulu saclarimda dolastigini...

“kalk kiz, bi ayran yapiver bana”

 

“bi cay koy”

 

“banyo yapicam, su isit..”

 

“kapat kiz saclarini, katil edeceksin beni, bu yastan sonra?orospu mu olmak istiyorsun?”

...

Sevilmek istiyorum yalnizca..Orospular nasil sevilirse?Ona da raziyim..diyemem ki babama..dover, kirar kemiklerimi,unufak eder!

Anam ise kuma getirilmesine biz sebep olmusuz gibi hep uzak bizden, hep sevgisiz hep sefkatsiz bakti bize,bayramda seyranda el cagizlariyla bir fistan dikmedi bize,saclarimizi uzun uzun taramadi hic.Buyuk kardesler, eskilerini verdi kendinden sonrakilere..Buyukler, bizler ise, kendimize uydururduk, bir yerlerden bulur bulusturur alirdik.Bazen de komsu ablalar eskilerini veriridi bize.

Ama sevgi?

Onun eskisi olmazdi ki birilerinde,versinler bize?Oyle buyuduk iste,sevgisiz...

 

Sonra bu Yusuf geldi, amcasiylan beni istemeye..Hic gormemisim onceden.Babasi Alamanya da evlenince sari sacli beyaz etli bir alman avradiynan, anasi da baskasina varmis pesinden beklemeden, kocasi bunlara,”donmem artik, basinizin caresine bakin!” demis zamaninda zaten.Yusuf da siginmis amcasinin yanina..Allahtan amcasi adam gibi adammis ki ortada birakmamis bu sabileri,bakmis buyutmus, sonra da everiyor,benimle..Daha ne yapsin?

Kapi araligindan ilk gordugum bu mahcup adama kanim kaynadi nedense..

O da sevgi gormemis, ben de belki severdi beni?belki tamamlardik eksik kalan bir yerleri el ele verdikce...diye dusunduydum kendimce.

Babam ikiletmedi, hic bir sey demedi ”hayirlisi neyse o olsun”dan baska..

Biz iki ac evlendik ve samanlik seyran oldu bize..Yusuf beni sevdi, hem de cok..Sari, misir puskulu saclarimi ilk open odur..Ilk optugunde heyecanlanmis, gozyaslarim nasirli avuclarina akmisti...

Ben de onu cok sevdim.Cok az konusan Yusuf, bana turku bile soyledi bir kez,miril miril:

 

“ben seni sevdigimi dunyalara bildirdum,,,

Indirdin kaslarini, indirdin kaslarini, bubanimi oldurdum?”

Sonra yine sustu, utanarak...En buyuk hediyesi odur Yusuf un bana!

Ve ben de ona, babama inat, bir de oglan cocugu verdim!

Gurbuz!

Gurbuz bizim oglan.Bir simarik, bir simarik ki bir dakika yerinde durmaz...

Seyran olan samanliga yusuf un calistigi fabrikanin ozellestirmesiyle ates dustu..Ilk bunlari cikardilar isten,Yusuf u, camiye gitmeyeyn digerlerini..Yusuf oyle diyor..Siyaset diyor,ben bilmem, anlamam...

Uc ay is aradi Yusufu’m..Daha az konusup daha cok sigara icti...Ortada, lambanin isigi altinda oturup dumani yukarilara suklum, puklum savurdu,dusundu,dusundu,dusundu,Daha az optu misir puskulu sari saclarimdan..daha az cocuk oldu Hasan ile oynarken..Sonra bir gun “kalkin Istanbul a gidiyoruz, fabrikadan Kerim vardi ya, o is bulmus, gel diyo..orada arayalim kismetimizi..”

Dedim ki ona ben de: “yusuf, istanbul buyuk, pahali..ne ederiz orda?”Korkuyordum.

“Burda geciniyormuyuz ki?”diye sorunca,...

Sustum..

Atlayip kara trene,kalkip geldik bu koca sehreTrenden inip Sirkeci garinda bulusacaktik Kerim’le,ama o gelmedi...Bir sure bekledikten sonra, Yusuf da ona bakmaya gitti..

Oysa,mutlaka gelecem, ben alcam sizi ordan, demisti telefonda...

Yusuf, “ben calistigi yerine varayim,ordan sorayim, yakinmis buraya, siz bavullarla burda bekleyin beni” dedi ve cikti Sirkeciden yukari dogru..toptancilar mi ne varmis orda...

Hasan yanimda..

Hasan?

“Nereye gitti bu?”

“...”

Ordaki kalabalik nedir bir bakayim...

Yuregimi kaplayan bu sogukluk nedir ki?

“Hasan?”

“...”

“Nerde bu cocuk?”

Bu araba niye durmus ki yol ortasinda?

“Hasan?”

“...”

Ne cok insan var?ne cok insan?niye hepsi toplanir bu beyaz arabanin  basina?acep noola ki?

“HASAN?”

“...”

..yerde yatan minik bir cocuk..

bedeni ayni hasan

ayakkabilari ayni hasan..

Pantolonu ayni hasan

Sacalri yuzu..ayni hasan

Ama bunun yuznde kan var,,Hasnaimin yuzu tertemizdi..

Trenden inince yikadim ki temiz gorunsun, guzel gorunsun..Gerci o hep guzeldi ama..

“Hasan?”

..

                                             

3.

"......"

 

“konussana!be mubarek..sen de bi sey soyle!”

 

Durterler hep beni boyle..Hic hosuma gitmez, ama...Ben, basimi biraz kaldirip bakardim... sonra,gulumser ve susmaga devam ederdim, konusacak ne varki?diye dusunurdum?”bir sey” var aslinda ama, nasil desem size?nasil anlatsam?bilmiyorum ki?...

Ben sustukca herkes sikayet eder,

“senle iki cift laf edilmez” derler

“duvar gibi susuyorsun, hakkini ara biraz,,,”derler...

“oooo, sen bu kafayla gidersen..”derler..

..

Bir Gulten, bir o karismaz sessizligime..

Ben sustukca uzaklasir Gulten...Icimdeki firtina dindiginde yanasir ve hafifce dokunur omuzuma...Ben basimi  kaldirir, bu sefkat ask dolu dokunusa gulumserim...

Ve yine suskunluguma donerim...

”ne dusunuyorsun bu kadar?”diye sormustu biri bir vakit...

Ne?

Geceyi...gunduzu...zamani..evine yuk tasiyan bir karincayi...suyu...Gulten...sorumluluk..is..hayat...otobus...deniz...derin mavi....dusunce icine,dibi karanlik...hava kabarciklari.....hizli hizli gecen arabalar.....

 

Toptancilara vardigimda Kerim i bulamadim...Adiyamanli hamallarla takismislar, sizi burda calistirmayiz demisler......bunu da kicindan bicaklamislar,oyle diyordu dukkan sahibi bir yandan gulerek....evde yatiyormus...bir hafta kadar yokmus..adresini  asagida, duraktaki bufeci bilirmis..Kiralik evi o bulmusmus ona...

Dinledim bir sure...Sonra asagi dogru tekrar, sirkeciye yurumeye basladim...

Sicakti hava, cok sicak...

Kalabalik ve arabalar, ic ice buyuk bir gurultuyle beraber akiyorlardi..ve en kenarda golgelerde yuruyen yorgun ben, kafasi karismis,urkmus, bezmis ben...ne yapacaktim simdi?once o bufeciyi bulacagim..sonra Kerimin evini...bu nasil ismis boyle yaa?onu bile calistirmazlarken, kendini ne diye cagirmisti buraya?Gulten?hasan?...cok sicak, nemli bunaltici bir hava...

Dar sokaklardan asagitya indiginde Sarayburnuna donen yolda kalabaligi gordum.Herkes, beyaz bir arabanin etrafina dolusmustu...Kalabaligin icinde de saga sola kosturan “birini”...

“Gulten?”

...

“Hasan?”

...

 

Ona benziyordu ama?

....

Yurudum asagiya dogru!

 

Sicakti hava, cok sicak!

 

                                                        
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

BIN YASINDAKI EJDERHA

28/7/2006

BIN YASINDAKI EJDERHA

Okyanus uzerinden gelen aceleci bulutlar yagmurlarini ardi sira uzerimize dokuyordu gunlerdir…Ne zaman yukari, gokyuzune baksam aceleci deniz tanrisi Dionysos u goruyordum..Ofke doluydu ve iki elindeki kovayla pasifikten doldurdugu suyu uzerimiz e boca ediyordu…ara ara siddetlenen ruzgar ise cabasi…Semsiye, yagmurluk kar etmiyor..tek caresi var boyle havalarin, o da evde ek yerinizi yayarak oturmak!
Ama bir haftadir devam eden yagmur yuzunden disari cikamamis ve cok bunalmistim..

 

ejderhanin ayak izleriYagmurun siddetini azalttigi Cumartesi gunu ogleden sonra isimi bitirip ofisden kendimi disari attim….
Firtina pek cok agaci kokunden sokup atmisti..deniz seviyesindeki adada su bollugundan olacak, agaclar koklerini cok derine indirme zahmetine girmemislerdi ve simdi onun bedelini hikayeden bir firtinada devrilerek oduyorlardi..
Sokaklar hemen hemen bostu, agaclari temizlemekle gorevli belediye iscilerinin disinda…
Semsiyemi kapatip sapkami gozlerime kadar indirdim, usul usul omuzlarima yagan yagmurda agaclarin dallarin arasinda sahile dogru yurumeye basladim…
Gokyuzu kursun rengindeydi, bulutlar ana karaya dogru aceleci yolculuklarina devam ediyorlardi…
Liman da yanasmis gemileri gordum..konteynerlar yukleniyordu…dunyanin dort bir yanina..ucuz mallar hizli hizli yuklenip gonderiliyordu, ..ucuz insan, ucuz mallar, pahalli duslere yetermiydi?
yetmiyordu, cancagzim!ruhlar dahil her sey satilik olsa da !

 

Deniz her zamanki camur rengindeydi…ufukta her zaman gormeye alistigim, hantal balikci tekneleri yoktular bu gun…Firtinadan korkup bir yerlere saklanmislardi besbelli…
Gulang Yu adasindaki dev denizci heykeli hemen karsisindaki kucuk adada koca bir tasin uzerine yontumus, boynu bukuk deniz kizi heykeline kollarini acip bakmaya devam ediyordu…O ise bakislarini indirmis Pasifik in bu kiyilardaki kirli alinteri, camur karisimi sularina, turlu hayaller pesinde, umarsiz ve ilgisiz,denizciye karsi…
Deniz durulmaya baslayinca Feribotlar sefere baslamislardi..
Atladim iskelede bekleyen ilk feribota..icinde bir iki yolcu ile adaya gittim, pencereden, uzaklardaki bulutlarin telasli kosusuturmasini seyrederek..…
“su ejderhayi goruyormusun?”
Demisti ilk geldigimde, cevreyi gezdiren cinli…parmagini yapay bir kayaya oturtulmus irice bir ejderha heykelini gostererek…dogrusu sehrin hemen hemen her yerinde gordugum digger benzerlerinden pek farkli da degildi..Agzindan cikan alev betimlenmis, sirtinda dikenleri, uzun kuyrugu korkunc disleri, iri penceleri vs..ejderha iste en sonunda..sevimli degil!
Cekik gozlerini acabildigince acmisti, ilgimi cekmek icin…
“O ejderha tam 1000 yasinda!”

Hic yasamamis bir ejderhanin bin yasindaki heykelinin yanindan gectim.Adada guzel sanatlar akademisi, verem hastanesi ve goz hastanesi arka arkaya siralaniyordu…yani iyi ve kotu arka arkaya siralanmisti…
Birbirinden guzel bahceler bakimsiz buyuk eski evleri cevreliyordu..
Her zaman cevremi saran o saticilardan yoktu, bu gun!…neredeyse tamamen bos yollardan yurudum…
Verem hastanesinin pencerlerinden birinin perdesi belli belirsiz oynadi…disarda bol baharatli cin yemeklerinden yiye yiye midem beni rahatsiz etmeye baslamisti son gunlerde..yine bir sizi ansizin basladi midemde…
Sonra…
“sssttt!”
dedi biri..
Donup baktim…

1000 yasindaki ejderha heykelinin altinda gordum onlari..yagmurdan korunmak icin koni seklindeki sazdan yapilmis sapkasinin altindan bakiyordu..gergin yuz hatlari buradan seciliyordu, kucaginda bir bebek, iki gozunde iki koca pamuk, kaba bir sekilde ilistirilmis..belli ki goz hastanesine gelmisler..
kadinin uzerinde eski, modasi geceli on yillar olmus bir ceket, omuzlari yagmurdan islanmis…
cocugun uzerinde ise yandan dugmeli disi parlak kumastan , o her yerde gordugum ucuz cocuk giysilerinden vardi…
Dik saclari yagmurdan islanmis cocugun..bir eli anasinin omuuzunda obur eli ileannesinn avucunun icinde…
“korkma ben burdayim” mi demek istiyor?kadin bana mi bakiyor, benden oteye, uzaklara mi anlamadim..
Bin yasindaki ejderha..denizci ile deniz kizi heykeline ofke ile bakarken…dondum kendi yoluma, yurudum…
“sssstth!”
dedi biri yine..
Donup baktim..kimse yok..o kadin ve cocuktan baska…1000 yasindaki haykelin hemen dibinde, denizen hemen kiyisinda..yasamin?
Gokyuzunde kursun renkli bulutlar daglara dogru yolculuklarini son hizla devam ediyorlar..kadin hala bakiyor o delici bakislariyla…nereye bakiyor bu boyle?yaninda ki kucuk cantasini farkediyorum sonra..en ustte yesil cay dolu pet siseyi goruyorum sonra…yurumeye devam ediyorum..
Midemin sizisi artiyor,,,
Sanat fakultesinin yanindan gecerken, bir yerlerden piyano sesi duyuyorum..zaten bu adanin bir ismi de piyano adasi..bu kucucuk ada bulundugu yerden dolayi tarihinde 11 ayri ulkenin istilasina ugramis…zengin tuccarlar adanin en guzel yerinde buyuk konaklar yapmislar, buyuk budist tapinaklari insa etmisler..sonra Mao gelince bunlar da herseylerini geride birakip Taiwan a kacmislar…Mao da o buyuk saraylari bolup bolup, kendisiyle buyuk yuruyuse katilan yoksul cinli koylulere dagitmis…o nezih saraylar bahceler yoksul ve koylu cinlilerin eline gecince de bugunku bakimsiz izbe halini almis,,,
1000 yasindaki ejderha hepsini gormus ve yasamis…
                    remedios,ecderha

                           

  “ssstthhh”
dedi yine biri..daha kisik bir sesle ama..
Midem…
midem icin bir doktora gitmeye karar verdim, Turkiye ye donunce…
Donup baktim, kimse yok..
O gozleri gormeyen, pamukla kapatilmis, al yanakli cinli bebek ve umutsuzca bakan anasi…nereye gittiniz be?...yakinlarinda herhangi bir arac, tekne vs de yokki binip gitsinler?
Ne yapsam diye bir sure duraladiktan sonra kucuk adimlarla 1000 yasindaki ejderha heykelinin kaidesine dogru yurudum, kucuk adimlarla..
Etrafa baktim kimse yok…ne bir kus, ne bir tekne..yok, cok otede bir feribot yolcularini almis yakinimzdaki Chinmen adasina sisler arasinda yol almakta…ben, 1000 yasindaki ejderha, denizci ve deniz kizi heykelleri…bir de..evet yaklastikca gordum, bir de kadinin yaninda gordugum cantasi duruyor kiyida..yesil cay en ustte..
Allta cocuga ait giysiler var, kagitlar, yipranmis ilac kutulari..
Midem!
Yagmur siddetini arttirmaya baslamisti…
Kiyiya yaklastim…iskeleden asagiya, suya baktim, kadinin sapkasi yuzuyordu suyun ustunde,,,

Etrafima bakindim, ben, 1000 yasindaki ejderha,…kimse yok baska…

Midem!

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Fortune Melahat

17/7/2006

Fortune Melahat



1941 yılında, Avrupa kan, barut ve yakılan insan eti kokarken, Türkiye'nin "25. Saat"ine giren Bulgaristan sınırı Edirne'de Yahudi aileler yaşıyordu. Ayın on dördü, Yahudi güzeli Fortune Shoef i yıkanırken gördü mü bilinmez. Ama kısmeti adına çakılı Fortune, on dördüncü baharında, sevdiği Müslüman Türk'le evinden kaçtı, evlenebilmek için din değiştirip İslamiyete geçti ve Edirne'yi terk edip kayıplara karıştı.

1949 yılında, Shoef ailesi yeni kurulan İsrail'e göç ederken, ne onlar Fortune'yi arayıp sordu, ne Fortune onları.

2005 yılında İsrail'de Fortune'nin 3 ablası, erkek kardeşi ve çocukları geleneksel bir cuma akşamı yemeğinde bir araya geldi. Abla 1da'nın oğlu İshak Roditi, yemek sırasında annesine, Fortune sağsa ve bulunursa görüşmek ister miydi, diye sordu.

"Evet, en büyük arzum ona kavuşmak," cevabını alınca, kollan sıvadı İshak. Önce Ladino Komünita internet sitesi üyelerine Edirne'de Shoef ailesini tanıyan olup olmadığını sordu. Cevap ABD'den geldi. Edirne'den göçen Dan Bayer, hem aileyi biliyor, hem de Fortune'nin Müslüman bir Türk'le kaçtığını hatırlıyordu. İsrail'deki Türkiye Yahudileri Birliği'nden Selim Amado, İshak Roditi'ye, annesi İda'nın Türk nüfus kaydı suretiyle Ankara'daki Nüfus Genel Müdürlüğü'ne başvurmasını ve Fortune'nin izini aynı kütükte yazılı kardeşler arasında aramasını önerdi.

Resmi cevap birkaç ay sonra geldi. Kütükte yazılı kardeşler arasında bir "Melahat" çıkınca, Fortune'nin Melahat adını aldığı anlaşıldı. Fortune Melahat'ın çocukları arasından, kızı İnci'nin İzmir'deki adresine ulaşıldı.

Artık Fortüne'yi arayıp sorabilecekleri bir adres vardı. Ama Roditi ailesi, tereddüt ediyordu. Ya Melahat, Fortune geçmişini ailesinden saklamışsa, kızı İnci'ye İsrail'den yazacakları bir mektup nasıl karşılanırdı?

İmdatlarına Dan Bayer yetişti: 80 yaşında Edirneli bir Amerikalı olarak hatıralarını yazdığını ve Melahat Hanım'ı aradığını bildirdi. ABD'den gelen mektup, İnci'yi şaşırttı. İzmir'de öteki kızı Beyhan'la yaşayan annesini haberdar ettiğinde, "Mektuba cevap vermeyin!" diye kestirip attı, Melahat Hanım. İçinden, "Ben Edirne'de Fortune'ydim, nasıl Melahat olduğumu bilebilir, başkasıyla karıştırıyor!" diye düşünüyordu. Dan Bayer bu kez daha açık bir mektup gönderdi: "Sen Edirne'de bağları olan ziraatçı Bohor ile Perla'nın kızı Fortune değil misin?"

65 yıldır geçmişini gizleyen Melahat Hanım'ın endişesini, çocukları ve torunları yatıştırdı. İster Yahudi olsun, ister Müslüman, onu çok seviyorlardı. İsrail ve Türkiye arasında İngilizce bilen torunlar sayesinde yazışmalar başladı. Önce İstanbul'daki oğul ibrahim Bey'in evinde, İsrail'den gelen yeğen İshak Roditi'yle buluşuldu.

Derken Fortune Melahat ve bir kızı, iki torunu, İsrail'e Roditi ailesine gitti. Türkçeyi unutmayan İda ile kardeşi Fortune'nin 65 yıl sonra kavuşması, herkesi ağlattı. İsrail'deki Laifa dergisi, Melahat Fortüne'ye, bunca yıl niçin geçmişini sakladığını sorduğunda, "Kocam orduda subaydı. Benim Yahudi asıllı olmam ona ve çocuklarıma zarar verebilirdi, onun için sustum," dedi.

Muhabir, "Şimdi İsrail'desiniz, kendinizi daha çok Müslüman mı hissediyorsunuz, yoksa Yahudi mi?" diye de sordu. Fortune Melahat'ın yanıtı, Türkiye'yi dindi, köktü, kandı diye bölenlere ibret olacak cinstenti: "Sadece Türk hissediyorum!"

Bu muhteşem insan hikâyesi yaşandı, İsrail'de Laifa dergisinde yayınlanacak, Türkiye'de kısa film olacak. Ben de arkadaşım Eli Gerson sayesinde haberdar oldum ve kehaberler.blogspot.com'da okudum.
Mine G. Kırıkkanat dan carpici bir yasam oykusu
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Sonraki Sayfa

Blogcu.com bir BERIL Tech hizmetidir.