aslinda ne oldu?

Buena Vista Social Club t a t i l d e...

25/8/2006

gecici bi sure yokuz,

                               veremedigimiz rahatsizligimiz borcumuz olsun,

                                                                                                       amiiiiin!

 

 

          
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Dunyadaki essiz yaratik: insan!(mi acaba?)

24/7/2006
{kategori; bak diyorum ki...}
 
Dunyadaki essiz yaratik insan mi? eee??ne olmus yane? derseniz...
insanlar kendini 'Tek' olarak görerek böbürlenmeye devam ediyor. Yoksa yanılıyor mu?
100- 200 Milyon spermden yalnızca biri hayatta kalmaya hak kazanır, işte o da biziz. Herkes bu amansız ve acımasız yarışta bir şekilde birinci olmuş ve yaşam denen bu diğer yarışta kalmaya hak kazanmıştır.
Ancak gerçekte de bu biraz megalomanlık değil midir? Evet herkes kabul ediyor ki en güçlü sperm yumurtaya ulaşmıştır ve hayatın mucizesi sayesinde buradayız, bu yazıyı yazıyor yada okuyoruz, hiç fark etmez şurada yada burada yaşıyor yada öldük. Hepimiz aynı şekilde olduk ve de olacağız. İstisnalarda (yapay döllenme) da en güçlü sperm seçilmeye çalışılır. Yani hepimiz tekiz. Milyonlarca seçenek arasından belirli kritere uyan tekleriz.

Bizden daha önce hiç olmadı ve gelecekte de olmayacak. Acaba bu çok mu önemli?

Evet diyelim ki sonsuzda bir olasılığız ki buda hiçte yanlış olmaz, sonuçta bu tarihte, bu koşullarda bu şekilde doğmuş ve aynı çevre, iklim, insan çevresi, eğitim düzeyini tekrarlayabilmek mümkün değildir. Sonuçta istesek bile kendimizden bir tane daha yaratamayız. Ancak unutulmamalıdır ki kar taneleri de tektir ve hiçbiri birine benzemez. Aynı parmak izleri yada aynı şu anda ki evrenin konumu gibi. Hiç biri birbirine benzemez ve eşsizdirler.

Etrafımızda bu kadar çok eşsiz oluşum, varlık varken neden insan kendini diğerlerinden ayrı bir kefeye koyar?

Bu kendisine geçtiği bir torpil değil de nedir ki? Hiç bir ağaç bir diğerinin aynı değildir, yada hiçbir hayvan diğerinin aynı değildir, hatta bütün dna ları aynı olsa yani kopyalanmış olsa bile psikolojisi diğerinden farklıdır. Bütün bu çeşitlilik mevcut iken neden insan düşüncelerin de ben tekim ve bu dünya üzerinde benden başka “ben” yok demeyi neden bu kadar çok seviyor. Haksız mı? Hayır. Çok haklı ancak bu övünülebilecek bir şey değil. Sonuçta dünya üzerinde 6 milyardan fazla insan var ve çok daha fazlası da öldü. Kaba bir tahmin ile yüz milyarlarca insan içinde tek olmak diğer insanları küçümsemek değimlidir?

hepimiz içimizde bir yerlerde özel olduğumuzu hissetmiş ve bu düşünce ile kendimiz kandırmışızdır. Evet haklıyız ve biz özeliz. Ancak birimiz yada diğerimiz değil, hepimiz özeliz.
Sonuçta kendimizin eşsiz olması doğrudur ancak bu bir ayrıcalık değil bir oluşumdur. Yani hepimiz eşsiziz. Kimse bu özelliğe tek başına sahip değil. Ve kimsede bunu engelleyemez. Kimsede bu özellik ile kendini başkasından üstün görmesin. Yalnızca bir kere olsa da hepimiz kendimizi özel olarak değil de, genel olan insan olarak görsek? Beklide bu sayede fiziksel, kültürel farklılıklarımızı boş vererek yalnızca insanca davranarak gerçek birleşmeyi yada kardeşliği sağlayabiliriz. Belki bir karınca kolonisi olamayız, yada bir arı kovanı gibi olamayız. Zaten bu da insan olmamıza uyuşmaz. Yalnızca daha anlayışlı olsak? Yalnızca aynı bizim gibi olan insanların olduğunu da farz etsek ve ona göre davransak? Diğer insanlarında bizim gibi ihtiyaçlarının olduğunu farz etsek? Yada onların da aileleri ve hayalleri olduğunu? Dünya daha özel olmaz mı?
saygilarrr
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Evrende yalniz miyiz?

23/7/2006

İnsanlık kendini bildi bileli hep gökyüzünü,yıldızları izler, merak eder...başka dünyalar,başka yaşamlar olup olmadığını hayal edip durdu.Düşlerini kimi zaman "tabletlere",kimi zaman kitaplara döktü.Belki de ,içindeki "yalnızlıktan korkma güdüsü"ydü bunun nedeni.Efsaneler yarattı,sonra da bu efsanelere inanmaya başladı.Peki,evrende yalnız mıydık?Başka başka gezegenlerde yaşam ortaya çıkmış olamaz mıydı?Evrim süreci bizden önce başlamış,bizim teknolojimizin çok daha ilerisinde bir uygarlık ve bu uygarlığın bizi 'ziyareti' mümkün değil miydi?
Gerçekten de ,bu adına evren dediğimiz "boşluğun"içinde milyarlarca galaksi,yüzmilyarlarca yıldız ve belki de hesaplayamayacağımız kadar gezegen varken hayatın sadece dünyada ortaya çıktığını söylemek,biraz fazla "insan merkezli"bir düşünce olsa gerek.Yapılan istatistiki çalışmalar-Asimov,Drake-sadece bizim galaksimizde 75 bin ile 540 bin arasında değişen "akıllı yaşam formu"olduğunu söylüyor.Ama kimi bilimadamları da hayatın ortaya çıkmasını,gelişmesini,akıllı yaşam'a dönüşmesini...çok fazla etkenin bir arada olmasının yarattığına ( mutasyonlar,rastlantılar,uygun atmoferk koşullar,zaman,dış etkenler,meteorların süreci bozmaması...ve daha pek cok) dikkat çekerek yalnız olabileceğimiz olasılığından da söz ediyorlar.Ben birincisinden yanayım.Belki de öyle olmasını umut ettiğimden.Bütün zorluğuna rağmen,"HAYAT BİR YOLUNU BULUR:"
Ama nerdeler?Uzaya ilk radyo sinyalinin 30'lu yılların sonunda gönderdiğimizi düşünecek olursak, yaklaşık 60 yıldır uzaya radyo dalgaları göndermeye devam ediyoruz.' Oralarda kimse yok mu?Yoksa gönderdikleri "yanıt"yolda mı?Bizden daha ileri bir teknolojileri varsa onların çok daha önceden "yaydıkları"radyo sinyallerini biz neden alamıyoruz?,En yakın yıldızın 4.2 ışık yılı ötede olması,ışık hızının geçilemeyeceği gerçeği...umutlarımızı biraz kırıyor." Karadeliklerden geçilebileceği,paralel evrenlerden ,kurt deliklerinden gelebilecekleri"henüz,bir hipotez bile değil.Belki onlara hiç ulaşamayacağız.Ama ulaşma çabası göstermek bile anlamak ve bilmek anlamına gelmiyor mu?
son soz:isigi karanliga tut, kendi gozune degil!(yemin ederim bunu simdi uydurdum..)
efenimler bi dahakine size yine Cin hakkinda bir iki gozlemimi aktaracaaam,,,ayrilmayin..simdi reklamlar..Blogumun gelecegini de dusunmem lazim tabii ki:
(Mutlu Aki kapasitorleri...gelecek yolculugunuzda yanininzda bulunmasi gereken tek aki kapasitoru...yerli mali...Mutlu aki kapasitorleri...)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Zamanda yolculuk mumkun olsaydi eger...

22/7/2006

o yalan, bu yalan, bu aldatmaca...
o yalan bu yalan biraz da sen oyalan,,,,dun dedikki her sey her an degisiyor,degismekte...
su an ki ben cumlenin basindaki ben degilim...sen bunu okudugundaki ben olmayacagim...
guclu olanin ayakta kalmasi, fiziki guc degil elbet..(baska bir sey gelmez ki akillarina?)cok zayif olan tavsanlar cok uredikleri icin kendi nesillerini surdurebilirler,ya az ureselerdi?acaba zamaninda az uremis bir tavsan cinsi de yeryuzunde varmiydi?
bugun anadoluda leopar kalmadi,,ayi azaldi(dogal olanlari en azindan), kurt azaldi...
nedeni "ebleh"sayisinin olaganustu artisi...barutlu silahlari olsa hic kurtlar azalirmiydi?
kedi-kopek niye azalmiyor?
iki kere iki?
bilimi ideoloji ile, motorcu sahislari ornek vererek "tartisan" kisilere lafim yok....
su anda hem suda hem de karada yasayan baliklardan bi haber yasayan bilime susamis forumun uyeleri, siz herseyi inkar ede durun-mukemmel bilimsel dayanak ve referans bilimadamlariyla -motorcu adnan hoca gibi-eloglu kapmis bizim yurdum insaninin bir tanesini, yaz kardesim demis zamanda yolculuk mumkunmu diye?
buyrun:
Japonya Uzay Havacılık Dairesi (JAXA) ve Tokyo Üniversitesi'nde görev yapan Doç.Dr. Serkan Anılır, zamanda yolculuk konusunu yazdı.

Zamanda yolculuk dendiğinde aklımıza hep ünlü bilim adamı Stephen Hawking'in yaklaşımı gelir.

'Eğer zamanda yolculuk mümkün olsaydı, neden bugün gelecekten gelmiş zaman yolcularıyla karşılaşmıyoruz?'
Peki ya ileride zamanda yolculuk gerçekten mümkün olursa ve gelecekten gelmiş kişiler aramızda yaşayıp bizi izliyorlar ve içlerinden gülüyorlarsa? Gelin, hep beraber bu olasılığı düşünelim.

Zannederim, uzmanlık alanı olmasa da herkes, zamanda yolculuğun ancak ışık hızına ulaşabilmemiz durumunda mümkün olduğunu biliyordur.
Gelecekte, zaman yolculuğu ile ilgili bütün engelleri ortadan kaldırıp ışık hızından daha hızlı hareket etmeye yönelik teknolojiyi geliştirdiğimizi varsayarsak, nasıl bir zaman yolculuğu yaşanacağını da hayal edebiliriz.

Wells'in romanı ve 'warp' fikri

Zamanda yolculuk üzerine en tanınmış yazılı roman, ünlü yazar H.G.Wells tarafından kaleme alınmıştır. Romanda zaman makinası geçmişe ve geleceğe tek bir çizgi üzerinde hareket ederken, bugün zamanda yolculuğun gerçekleşeceğine inanan birçok bilim adamı, bazı zorlukları yok etmek için 'warp' fikrini ortaya atmaktadır.

'Warp'ı basit bir örnekle açıklayacak olursak, bir kağıdın sol alt köşesine (X), sol üst köşesine (Y) yazalım. X'den (şimdiki zaman) Y'ye (geçmiş zaman) bir çizgi çekelim.

Wells'in modelinde, zaman makinasını bu çizgi üzerinde hareket etmektedir. Ama, harflerin yazılı olduğu iki köşeyi kağıdı kaldırıp ortası sarkacak şekilde biraraya getirirsek, bu iki farklı nokta arasında hareket etmek için varolan çizgiyi takip etmek yerine direkt atlama yapabileceğimizi görürüz. 'Warp' budur.

Her ne kadar bu imkansız gibi düşünülse de, bugün doğadaki formlara baktığımızda, mükemmel bir kare veya dikdörtgen benzeri bir form göremeyiz. Doğa, bizim '3.5 boyut' ismini verdiğimiz mevcut form cetvelleriyle tanımlanamayan 'fraktal'lerden oluşur.

Kar tanesi ve yansımalar

Buna en güzel örnek ise bir 'kar tanesinin' şekli. Kyoto Üniversitesi'nden Prof. Dr. Koji Miyazaki ile beraber yaptığımız bir araştırma sırasında, kar taneleri ve benzer milyonlarca fraktal şekillerin aslında dördüncü boyuttan üçüncü boyuta yansımalar olduğunu bilgisayar modelleriyle kanıtlayıp başarılı olduk.

Einstein'in 'zaman' olarak tanımladığı dördüncü boyutun, belki de farklı bir kurgusu olan bir üst 'mekan' olabileceğine dair bir tez de geliştirdik.

Uzayın şekli ve boyut konusunu daha derinden kavramak, ileride belki de zaman makinasının önünü açabilir.

Zaman makinasına geri dönecek olursak, bugüne kadar büyük bütçeler ve derin araştırmalarla hazırlanmış bütün filmlerde kahramanımız zaman makinasıyla geçmişe veya geleceğe giderken, farklı zaman diliminde başladığı nokta ile çıktığı nokta aynıdır.

Örneği tekrar düşünürsek, bir kağıt üzerindeki iki nokta arasındaki çizgiyi takip etmeden o noktalar arasında gidip gelmek bir gün mümkün olsa da, herhalde o gün zaman makinası üzerine çalışanlar, çok önemli bir gerçeği fark edecekler. O da kağıdın hareket halinde olması... Yani uzayın hareket ediyor olması.

Nasıl mı?

Dünya saatte yaklaşık bin 600 km hızla dönmektedir. Eğer bir zaman yolcusu 'warp' ile, zamanda bir saat geriye gidecek olursa, çıkacağı nokta ilk başlangıç noktasından bin 600 km ötede olacaktır.

Tabii ki bu durumda, uzaya dışarıdan bakacak olursak, dünyanın aynı bir saat içinde güneşin etrafında da 107 bin km yol katettiğini, güneşin de Samanyolu galaksisinde 810 bin km, Samanyolu'nun da Andromeda galaksisine doğru 240 bin km, 'Local Group' adı verilen bizim sistemimizin de Virgo kümesine doğru 2 milyon 770 bin km ve komple olarak Virgo sisteminin de 'Great Attractor' adı verilen görünmeyen bir kümeye doğru 2 milyon 150 bin km ile hareket ettiğini düşünmemiz gerekir.

Zamanda yolculuk hayalleri ile yola çıkan pilotumuz, sadece ve sadece bir saat geriye dönmeye kalkışırsa, yola çıktığı noktadan yaklaşık 5 milyon kilometre uzaklıktaki farklı bir noktada ortaya çıkacaktır.

Burada önemli olan, yolculuğa başladığı noktada gene ortaya çıkmış olsa bile, bu sırada uzay bir saat içinde hareket etmeye devam etmiştir.

Bu kadar kötümser olmamak için, olaya bir de iyi tarafından bakalım. 5 milyon kilometre uzakta çıkma olasılığından bahsettiğim halde, bütün yıldız ve kümelerin aynı yöne hareket etmediği gerçeğini göz önünde bulunduracak olursak, buradan birbirlerini sıfırlama şansları olduğunu söyleyebiliriz.

Bugün bilim adamlarının 'uzayın duvar kağıdı' olarak da tanımladıkları arka plandaki 'kozmik kısa dalga fon radyasyonu' (Büyük patlama, yani Big Bang adını verdiğimiz evrenin doğuşunda meydana gelen patlamadan geriye kalan radyasyon) ölçümleri ışığında, dünyanın saatte yaklaşık 1 milyon 400 bin km hareket ettiğini biliyoruz.

Bu uzaklıkları şu ana kadar sadece bir saatlik bir zaman yolculuğu macerası olarak düşündük. Bunu günlere, aylara, yıllara vurursak ortaya çıkan mesafe farklılıklarını zannediyorum herkes hesaplayabilir.

Basit bir örnek verecek olursak, 2105 yılından zamanımıza dönmeye çalışan bir kişi, dünyadaki başladığı noktadan yaklaşık 1 trilyar kilometre uzakta çıkacaktır, bize o noktada mesaj gönderse, dünyaya ulaşması yaklaşık 47 gün alacaktır.

Uzay keşifleri

Eğer bu şekilde bir yolculuk imkanı olursa, yani uzayın sürekli hareket halinde olmasını kendi avantajımıza çevirmek istersek, bunlardan birisi uzay keşifleri olabilir.

Mesela aynı hesaplama sistemi ile gidersek, şu an ki bulunduğumuz noktada 17.4 gün sonra Jüpiter gezegeninin olacağını tahmin ederek (dünyaya en yakın olduğu zamanda 587 milyon kilometre) buna ayarlayarak bir keşif gemisini gönderebiliriz.

Tabii ki x-y düzleminde başarılı olunacağı tahmin edilse bile, uzay ortamındaki x-y-z sisteminde düşünürsek, belki uzaklık olarak doğru noktada çıkabiliriz ama Jüpiter'in o andaki konumuna göre tam olarak yanında çıkma şansımızın çok zayıf olduğu da bir gerçektir.

Ancak bu teknoloji eğer başarılı olursa, mesela dünya yörüngesine uydu veya benzeri yük taşıması için son derece pratik bir çözüm olabilir.

Hayal gücümüzü zorlamaya devam edecek olursak, ben bir gün zaman makinasıyla yolculuk yapma şansını yakalasam iki seçeneğim vardır.

Birincisi ne kadar dünyadan uzakta ortaya çıksam bile, en kısa zamanda dünya ile bağlantı kurup yönümü bulmak ve geriye dönmeye çalışmak.

İkincisi ise, zaten geri dönemeyeceğim gerçeğini kabul ederek, gitmişken sonuna kadar gideyim fikrine de sarılarak, uzayın başladığı zamana dönmek.

Acaba Big Bang patlamasının olduğu ana kadar gidebilir miydim? Uzayın henüz bin yaşında olduğu ve sadece taneciklerden meydana geldiği bir döneme dönebilecek olsam, acaba benim zaman makinem de o anda tanelerine ayrılır mıydı?

'Warp' fikrinde zamanın etrafında dönerek, yani o çizgi üzerindeki olaylardan etkilenmeyerek hareket edebileceğimizi varsayarak, 'Big Bang'den öncesine dönmeye kalkışsaydık? Bu durumda uzayın varolmayacağı ve uzayın varolmasından dolayı ortaya çıkan ve insanlar tarafından yorumlanarak 'fizik kanunları' olarak kabul edilmiş, ve benim zaman makinamla o noktaya kadar gitmeme imkan sağlamış bütün kuralların da varolmayacağını düşünersek?

'Terminator' filminde zamanda geriye giderek, ileride lider olacak insanların ailelerini yok etme düşüncesi nereye kadar mümkün bilemiyorum.

Buna başka bir yaklaşım getirsem, mesela ileride olacak çok büyük bir felaketi dünyaya mesaj olarak yollayarak tedbir almaları için uyarabilirdim.

Bu belki ileride mümkün olabilir ancak böylesine bir felakette ölmesi gereken bir kişi, benim yollayacağım mesaj sayesinde kurtulur ve ileride dedemi bir kavga sırasında öldürürse?

Zaman yolculuğu tartışması yıllarca sürer...

Doç.Dr. Serkan Anılır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

KELEBEK ETKISI NEDIR?KAOS TEORISI….

21/7/2006
KELEBEK ETKISI NEDIR?KAOS TEORISI….
Bu gunlerde vizyonda olan bir filmin adi da olan kelebek etkisi nadir gercekte?kaos teorisi ile ilgisi nedir?sabah cikarken ocagi kapattimmi?utuyu fisten cektimmi gibi sorularin cevabini bulacaz

Ordinaryus pirof.dirhelek aydinlatmaya devam ediyor,,yaklasiniz,,ass sonra!
Once bi reklam alacaz
(Adap! ..Adap ..hasema ve tesettur mayolari,,,Adap! Bayilikler verilecektir.. memduh bey ishani sirkeci …Adap hasemalari ile gonul rahatligyla ciminiz)
Gelelim konumuza…
Kelebek etkisi kisaca soyle tanimlanabilir:
Kelebek Etkisi, bir sistemin başlangıç verilerindeki ufak değişikliklerin, büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilecek etkiye verilen isimdir. İsmi, Edward N. Lorenz'in hava durumuyla verdiği örnekten geliyor: Amazonas ormanında bir kelebeğin kanat çırpması, Avrupa'da fırtına kopmasına sebep olabilir.
Iyi de durduk yerde bu utopik yaklasim da nerden cikti derseniz, buyrun okumaya devam edinis:
Kokeni Hegel e dayanan ve Karl Marx ve Friedrich Engels tarfindan gelistirilen diyalektik mantiga dayanir…
Karl Marx ve Friedrich Engels biraderler bi gun kahvede pisti oynarkene nasil yapariz da bu toplumun altina dinamiti koyariz diye kafa patlatirkene bu ikisi tarafindan ayrintili olarak gelistirilen diyalektik materyalizm, politik ekonomiden çok daha fazlasını ifade ediyordu: o bir dünya görüşüydü. Doğa, özellikle Engels’in çalışmalarında göstermeye çalıştığı gibi, hem materyalizmin hem de diyalektiğin doğruluğunun kanıtıdır. “Matematiğin ve doğal bilimlerin bu özetini çıkarmamda” diye yazıyordu, “tarihteki olayların görünürdeki tesadüfiliğine egemen olan diyalektik hareket yasalarıyla aynı diyalektik hareket yasalarının doğada, sayısız değişimin karmaşası içinde kendilerini kabul ettirdiklerinden ayrıntıda emin olmak söz konusuydu.”
Yani tarihte tesadufen olan bir olay –kelebek etkisi- cok onemli sonuclara sebep olmustur.Bir su damlası bazen düzenli olarak damlar, bazen düzensiz; bir sıvının hareketi hem türbülanslıdır hem değil; kalbimiz düzenli olarak atar ama bazen çarpıntı yapar; hava sıcak ya da soğuk eser. Nerede karşımıza kaotik görünen bir hareket çıksa –ve aslında her tarafımız onunla doludur– bu harekete sıkı bir bilimsel bakış açısıyla yaklaşma çabası genellikle çok nadir olmaktadır.
Amerikalı meteoroloji uzmanı Ed Lorenz'in bilgisayar simülasyonlu hava tahminlerinde dikkate değer bir gelişme keşfetmişti. Simülasyonlarından biri, nonlineer ilişkiler içeren on iki değişkene bağlıydı. Eğer simülasyon bir öncekinin başlangıç değerlerinden yalnızca çok küçük farklılıklar –bir değer setinde altı ondalık basamağa kadar değerler varken diğerinde üç ondalık basamağa kadar değerlerin olması gibi farklılıklar– taşıyan yeni değerlerle yeniden başlatılırsa, bilgisayarın ilk durumdakinden çılgınca sapan farklı “hava durumları” ürettiğini bulmuştu. Çok küçük bir pertürbasyonun beklenebilir olduğu bir noktada, kısa bir fark edilebilir benzerlik döneminden hemen sonra bütünüyle farklı bir desen oluşuyordu.
Bunun anlamı şudur, karmaşık, nonlineer bir sistemde, girdilerdeki küçük bir değişiklik çıktılarda devasa değişiklikler üretebilir. Lorenz’in bilgisayar dünyasında, bu durum, dünyanın bir tarafında kanatlarını çırpan bir kelebeğin, dünyanın başka bir tarafında bir kasırgaya yol açmasına denk düşüyordu. Buradan çıkarılabilecek sonuç şudur: hava durumunu belirleyecek kuvvetler ve süreçler bu kadar karmaşık olduğuna göre, önümüzdeki kısa zaman diliminin ötesinde bir hava tahmini asla yapılamaz. Gerçekte, dünyadaki en büyük hava tahmin bilgisayarı olan Avrupa Orta-vadeli Hava Tahmini Merkezindeki bilgisayar saniyede 400 milyon hesaplama yapabilir. Bu bilgisayar dünyanın her tarafından her gün 100 milyon farklı hava ölçümü almakta ve on günlük bir tahmin yapabilmek için kesintisiz üç saat boyunca bu verileri işlemektedir. Yine de iki ya da üç günün ötesinde yapılan tahminler spekülatiftir, altı ya da yedi günü aşan tahminler ise hiçbir değer taşımaz. O halde kaos teorisi, karmaşık nonlineer sistemlerin öngörülebilirliğine belli sınırlar koyar.
Buna rağmen Gleick ve diğerlerinin, kelebek etkisine, sanki bu, kaos teorisine tuhaf bir mistik esrar şırınga ediyormuşçasına bu denli dikkat sarf etmesi tuhaftır. Matematiksel olarak kesin bir biçimde modellenmemiş bile olsa, şurası yeterince ortaya konulmuştur ki, benzer diğer karmaşık sistemlerde de girdilerdeki küçük bir değişiklik çıktılarda büyük farklılıklar üretebilir, bir “nicelik” birikimi “niteliğe” dönüştürülebilir. Örneğin insan ile şempanzelerin temel genetik yapılarında yalnızca yüzde ikiden daha az bir farklılık vardır; moleküler kimyanın kavramlarıyla miktarı belirlenebilecek olan bir farklılıktır bu. Yine de genetik “kodu” canlı bir hayvana dönüştürmekteki karmaşık, nonlineer süreçlerde bu küçük farklılık bir varlık ile bir başka varlık arasındaki farklılık anlamına gelir.
300 yıldır fizik lineer sistemlere dayandırılmıştı. Lineer kavramı, eğer böyle bir denklemi bir grafik üzerinde gösterirseniz düz bir doğrunun ortaya çıkacağı anlamına gelir. Gerçekte, doğanın büyük bir bölümü tam da bu şekilde işliyormuş görünür. Klasik mekaniğin doğayı yeterince tarif edebilmesinin nedeni budur. Ne var ki, doğanın büyük bir bölümü lineer değildir ve lineer sistemler aracılığıyla anlaşılamaz. Beyin şüphesiz lineer bir tarzda işlemez, kaotik yükseliş ve çöküş döngüleriyle ekonomi de öyle. Nonlineer bir denklem düz bir doğruyla ifade edilmez, gerçekliğin düzensiz, çelişkili ve çoğu durumda kaotik doğasını dikkate alır.
O yuzden evren hakkinda dusunurken dunyadaki olcum, degerlendirme sistemlerini(bicimlerini bi kenara birakacaz, e bunu kac defa soyliycez yav?)
Ahan da iki ornek, ucretsiz hemi de:
Bunların ilki Hubble uzay teleskopunun çektiği, iki galaksi arasındaki bir çarpışmanın fotoğrafıdır. Tıpkı göle atılmış bir çakıl taşı gibi, bu şiddetli çarpışma da saatte 200.000 millik bir hızla gaz ve toz bulutunu önüne katarak oldukça kuvvetli bir enerji dalgalanması yaymıştır. Her ne kadar bu durum kesinlikle bizim geleneksel kaos düşüncemizi yansıtıyormuş gibi görünse de sıcak gazların oluşturduğu bu dış halkada milyarlarca yeni yıldız doğmuştur. Burada kaosun aynı zamanda hem ölüm hem doğum, hem yıkım hem yaratılış olduğunu görüyoruz. İlk gazların kaosunun içinden, bizimkine benzer gezegen sistemlerinin oldukça tahmin edilebilir yörüngelerinin de çok büyük bir olasılıkla dahil olduğu birçok sabit düzen biçimi gözler önüne serilir. Kozmosun "büyük patlama" ile doğuşunun ilk anlarında oluşan atom altı parçacıklar hala düzenli biçimlerde vücutlarımızda bulunmaktadırlar. Öldüğümüzde, bu galaktik patlamada olduğu kadar, burada, Yerküre'de de etkin olan kaosun akışına geri döneceklerdir. Daha derine inersek, bu fotoğraf, her birimizin kaosunun bir resmidir.
İkinci görüntü bir dağ akarsuyunun türbülans ını göstermektedir. Burada, görünürdeki karışıklık temelde yatan bir biçim düzenini maskelemektedir. Bu akıntının kenarına oturduğunuzda, onun aynı zamanda hem sabit olduğu hem de durmadan değiştiğini fark etmeye başlarsınız. Suyun türbülans ı sürekli yenilenen karmaşık şekiller ortaya çıkarır. Demek ki bu akarsu bize yönelik bir başka metafordur. Tıpkı bu akarsu gibi, hücreler düzenli olarak birbirinin yerini aldığı için, fiziksel bedenimiz de durmaksızın yenilenmekte ve dönüşmektedir. Bu arada bedenimizin psikolojik merkezinde bulunduğuna inandığımız "ben" de bir akış içindedir. Hem on yıl önce olduğumuzla "aynı" kişiyiz hem de aslında yeni bir kişiyiz. Oysa bunun bile ötesine geçebiliriz.
Yani ….
Evrenin basi ve sonunu aramak yersizdir diyor materialist dusunce…Cunki nasil O(sifir)i tanimlayamiyorsak, veya eksi sonsuz, arti sonsuz degerlerini bilemiyorsak bunu da tanimlayayiz… Evrende amac ve tasarim yoktur,
Sekil degistiriyoruz, durmadan!
Her sey!
Kaotik bir “duzen” icinde!
...diyorlar!
Son soz:Hayatta en hakiki mursit ilimdir, fendir!
Yukarida yazilanlar da teoridir, hemen celallenmeyinis
saygilar
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Sonraki Sayfa

Blogcu.com bir BERIL Tech hizmetidir.