aslinda ne oldu?

Kirmizi Pazartesi II

20/4/2007

Ponce Pilate

 

Ben demistim  demek hos degil ama..dedim yahu, gercekten dedim..bu keskinlik, bu paranoya, bu ulusalcilik, bu asiri hassas dindarlik memleketi "fasizme" goturur diye... iste cadi avi basladi..lincler, arkadan vurulan insanlar..vs

ben yine tekrar edyim taa onceden soyledigimi:

DAHA DA(MAALESEF) KOTU OLAYLAR OLACAK BU YAKIN ZAMANDA TURKIYEDE..bunu bilmek icin muneccimle munasebete girmeye de gerek yok kanimca..

neyse, siz yine de bildiginizi yapin, bana ne ki?

****

Malatya'daki vahşete bazı çevrelerin ve kişilerin tepkileri bize Roma İmparatorluğu'nun Filistin Valisi Ponce Pilate'yi hatırlattı.
Pilate, Hazreti İsa'yı çarmıha gönderirken ellerini yıkamış, "Bu kandan sorumlu değilim" demişti. Son sözü söyleme yetkisi kendisinde olduğu halde, verdiği kararın sorumluluğunu ve vebalini halka yüklemek için.
İki gündür yapılan açıklamalarda Malatya'daki korkunç infazların sorumlusu olarak, tıpkı Rahip Santoro ve Hırant Dink cinayetlerinde olduğu gibi, "Malum" adresler gösteriliyor: "Karanlık güçler", "Türkiye'yi bölmek isteyen dış mihraklar". Ve de onların kandırdığı maşalar...
Tabii hiçbirinde bu zehirli ortamın elbirliğiyle oluşturulduğu, bu "Paranoya"nın ortak eserimiz olduğu ima bile edilmiyor. Biz hatırlatalım:
"Türkiye'de faaliyet gösteren misyonerler nüfusun yüzde 10'unu 2020 yılına kadar Hıristiyanlaştırmayı ve 1 milyon İncil dağıtmayı hedefliyor. Türkiye'nin jeopolitik konumu misyonerlik faaliyetleri için çok önem taşıyor." ( MGK'ya sunulan TSK raporu )
"Kiliseler apartman katlarına kadar yayıldı. Vatandaşlarımız kah ikna, kah çıkar sağlanarak Hıristiyan yapılıyor. AB'ye gireceğiz diye din elden gidiyor. Önlem alınmazsa ülkemiz parçalanacak." ( Rahşan Ecevit )
"Tarihte olduğu gibi günümüzde de aynı güçler (Haçlılar), İslam'ı çıkarları ve egemenlikleri karşısında en büyük engel gördükleri için, insanlarımızı bu dinden koparmak için planlı ve organize bir şekilde çalışıyorlar." ( Diyanet'in tüm camilerde okuttuğu hutbe )
"Türkiye'de 3.5 yılda 40 bin kilise ev açıldı. Türkiye'de bu kadar Hıristiyan yok. Amaç çocukları Hıristiyan yapmak." ( BTP lideri Prof. Haydar Baş )

Hiç kimse masum değil
"Doğu ve Güneydoğu'da misyonerlik hız kazandı. Amaçları başka. Türk bayrağı altında, Türk toprakları üzerinde, tek vatan, tek bayrak, tek kitap, bir Allah diye yemin ettik." ( BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu )
"Misyonerler Türkiye'de 5 milyon kitap basacak parayı nereden buluyorlar? Ayrıca bu ülkede 5 milyon Hıristiyan mı var? Oyun basit: Gençleri kuklalaştırarak ülkeyi içerden çökertmek." ( Prof. Oktay Sinanoğlu )
"Misyonerlerin amacı Türk insanının milli direncini kırmak. Bu kadar nüfusu Anadolu'dan atmak mümkün olmadığı için, Türkler'i dönüştürme kararı alındı. Atatürk zamanında, 1929'da kurulan Misyonerleri Kovma derneği benzeri bir dernek kurduk. Tüm vatandaşlarımız misyonerliğe karşı örgütlenmeli. " ( Prof. Zekeriya Beyaz )
"Misyonerler insanımızı sadece dininden değil dilinden, kültüründen, devletinden, bayrağından, örfünden, adetinden soğutmayı amaçlıyor ve beşinci kol faaliyetinde bulunuyorlar. Yurtdışı uzantıları olan bu faaliyet ulusal güvenliğimizi de ilgilendiriyor." ( Araştırmacı Aytunç Altındal )
Bunlar TV kanallarıyla dalga dalga yurda yayılan yüzlerce, binlerce açıklamadan sadece birkaç örnek. Daha "Türkiye'de 400 bin misyonerin cirit attığını" söyleyen var, "Açılan kilise sayısının 50 bini geçtiğini" iddia eden var, "Dağıtılan İncil sayısı 10 milyonu aştı" diye feryat eden var.
Böyle akla-mantığa sığmayan rakamlar eşliğinde, "Din elden gidiyor", "Ülke içerden çökertiliyor", "Vatan büyük tehdit altında" çığlıklarıyla paranoya ortamı yaratılırsa olacağı bu. Ne diyor Malatya canavarlarından biri: "Din elden gidiyor diye öldürdük. Vatan için yaptık."
Hiç kimse elini yıkayıp bir kenara çekilmesin. Bu canavarları biz yarattık. Doktor Jekyll de biziz, Doktor Frankeştayn da. Hiç kimse Ponce Pilate rolünü oynamaya kalkmasın...

 

Erdal Safak

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

XIAO MEI'NIN AYAKLARI….

13/8/2006

XIAO MEI NIN AYAKLARI….

 

Xiao Mei nin oykusu anlatacagim,

Xiao Mei, yaklasik 80 yil once Shanghai bolgesinde kucuk, yoksul bir koyde doguyor.Xiao Mei(Cince anlami Minik Guzel demek) daha gelisme caginda iken ayaklari15cmlik bir kaliba konuyor ve cikartilmiyor.Cunki o zamanlar kucuk ayakli Cinli kadinlar revacta(Chinese Bound Feet Women deniyor onlara) ve kadinlar erkeklere guzel gorunmek, hizmet etmek icin yetistiriliyorlar, tipki dunyanin diger ulkelerinde ,diger kulturlerinde oldugu gibi.. Gelismek isteyen ayaklar daracik kalibin icinde deforme olmaya basliyorlar ve  zamanla kalibin seklini, olcusunu aliyorlar…Buyuk acilar cekiyor Xiao Mei!...Yuruyemiyor,uyuyamiyor ilk zamanlar…Kalibi cikarmasi da yasak…

Ayaklarin kaliba sokulmasi dusuncesi, Cinlilerin minik el ve ayakli kadinlari daha cekici bulmasina dayaniyor..Henuz Kominizmle tanismayan ulkede zengin beyler, zengin agalar boyle kadinlari aliyorlar cariye olarak, es olarak.Kucuk ayakli kadinlar, yururken ayaklarinin seklinden dolayi “kivirarak” yururler…Dogalari geregi dar kalcali minik kadinlari baska turlu kivirttiramayan zevkine duskun Cin erkekleri bu yolu bulmuslar zamaninda…(Cok sukur guzel yurdumda buna ihtiyac duyulmuyor, cunki bu guzel vatanin guzel kadinlari kendi caplarinda, kucuk birer degirmen tasi olceklerindeki totolariyla  ve tabii saat ibresi  yonunde kivirta kivirta buyuk yanginlara sebebiyet verebilirler)

Xiao Mei nin aci hikayesi bununla basliyor ve ne yazikki bitmiyor..

Ikinci dunya savasi oncesi zayif ve yoksul Cin’i disine gore bulan Japonya, once Koreyi sonra da Shanghai bolgesinden baslamak uzere Cin’i isgale basliyor…

Burda kahramanca carpisan askerlerinin moral motivasyonunu da unutmuyor Japon hukumeti…Kore ve Cin in en guzel kizlarini toplayip askerlerinin seks ihtiyaclarini karsilamak uzere kamplar olusturuyor.Ve tabii bu is, gonulluluk esaslarina dayandirilmiyor.Isgalci japon hukumetinin olusturdugu bu toplama kamplarina goturuluyor Xiao Mei, diger cinli kizlarla birlikte…Her aksam hoyratca askerlere “hizmet”etmeye zorlaniyorlar bu genc ve zavalli kizlar…

..

“beni soyuyorlardi,…ayaklarim..ayaklarima bakip bakip guluyorlardi..Cok, cok, cok kotuydu…”

(bir sure gozu yerde susuyor …)

Anlatiyor Xiao Mei, aglayarak…Oysa, o, ilerde iyi bir es bulmak icin kucuk tuttugu ayaklariyla, sabriyla, aciya dayanma gucuyle gururu duyuyordu…Simdi ise bu alayci gulusler onun ruhunu yaraliyordu…

..

Cogu arkadasi hastaliktan, kotu kosullardan hayatini kaybeder bu tecavuz kamplarinda…Xiao mei kurtulur, sag kalir…

Yonetim halk adina devralan Chairman Mao Tse Dung, yeni Cin’in kivirtan degil, ureten kadinlara ihtiyaci oldugunu soyler ve bu ayak kucultme izdirabina, gelenegine son verir…Sehirde yapacak bir seyi kalmayan Xiao Mei koyune doner tekrar…

Ama o, diger sag kalan kadinlar gibi “kirletilmistir” artik..

Onlarla kimse evlenmez, begenilmek icin kendi rizalari disinda ayaklari kucultulen bu kadinlar bu kez de toplumun deger yargilarinin esiri olurlar..

Hayatlarinin geri kalan kisminda devletin kendilerine verdigi ufak bir iste calisarak ve yine kucucuk bir evde yalniz baslarina bir yasam surmeye mahkum edilirler toplum tarafindan…

Xiao Mei, boyle bir evde yasiyor ve anlatiyor oykusunu CCTV9 Cin Devlet kanalinda…

Elinde kuccuk bir supurge ile musamba kapli masasini temizlerken duvarda gorulen sararmis resimlere bakiyor,,hepsi dergilerden, gazetelerden kesilip yapistirilmis ve bir aile albumu havasi yaratilmak istenmis besbelli…80 kusur yasindaki bu ufacik, burus burus, minik ayakli kadin, yaslandikca cocuklasan tum akranlari gibi once ususl usul sonra honkure honkure agliyor…

Gozyaslari burusuk yanaklarina Tv cekimi icin surdugu alliklarin arasindan akip giderken mirildaniyor:

“Hic kimsem, ..hic kimsem yok…!Bu evde aksamlari…bir basima…”

Agliyor Xiao Mei!

                                
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Others...

3/8/2006
13 yil once idi…
neredeyse es zamanli iki yangin...
Solingen(Almanya)
Madimak Oteli(Olu ozanlar kenti Sivas!)
Gazetedeki resimden hatirliyorum, seksen yasinda ufak tefek ihtiyarin gozlerindeki endise ve korkuyu..Dine inanmayan, olumden korkmayan, mal varligini Catalca da yoksul cocuklarin egitimine bagislayan bu adam, acaba neden boyle korkuyordu?icerideki arkadaslari icin?Folklor gosterisi icin gelen lise talebelerine?Yazar –dusunur arkadaslarina?
Hemen yaninda cember sakalli bir adam(Cafer Erçakmak) itfaye arabasi uzerinde sinmis bu 80 kusur yasindaki ihtiyari kalabaliga isaret ediyor, ciglik cigliga…”Iste yilanin basi budur !” diye…
37 kisi yasamini yitirdi..
Ayni tarihlerde Nazilerin Solingen de kundakladigi turk evinde olen gurbetcilerden 32 fazla!...
Solingen faciasi devletin tum yetkili kurumlarinca kinandigi o donemde acaba insanlar hic ikileme dusmuslermidir sizce:Nazilere neden kizdik diye…onlar da gurbetci yurttaslarimizin dinlerinden, kiyafetlerinden, kara saclarindan tahrik olmus olamazlarmi? Tipki Sivasta tahrik olan, bu yuzden "seytan taslamaya" kosan Sivasli yurttaslarimiz gibi?
Bu cirkin benzetme icin ozur dileyerek devam edeyim…
Halki kiskirtti diye daha sonra ifadesine basvurulan Aziz Nesin soyle demis:
"Başsavcı soruyor bana; kimden şikâyetçisin? Şöyle yanıt bekliyor benden: Efendim, itfaiye merdivenlerinden inerken beni
döven itfaiye erinden şikâyetçiyim. Başka? Beni yere atıp sürükleyen, başımdan yaralayan ve bindirdikleri arabada döven polisten...
Başka? Beni döven encümen üyesi o sakallı adamdan. Böylece figüranlık oyunu tamamlanmış, oynanan oyun bitmiş ve perde kapanmış olacak. Ama benim derdim, bu kanlı senaryoyu yazmış olanlarla. Bu senaryoyu kim yazdı?"

Davanin seyri soyle gelisti:
Olaylarla ilgili olarak 124 sanık hakkında dava açıldı. Ilk durusmada saniklar durusma salonunda topluca namaz kilmak istediler, fakat bu gorevlilerce engellendi..Mahkeme gelis ve gidislerinde hic bir pimanlik ve vicdan azabi(!) duymayan bu saniklar tekbir getirmeyi de unutmayarak bu katliami din icin, inanc icin yaptiklarini haykirdilar..
Sekiz yıl süren hukuk mücadelesinden sonra dava 2001'de sonuçlandı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin onadığı karar uyarınca, 'Cumhuriyete karşı örgütlü kalkışma' girişiminde bulunan sanıklardan 33'ü TCY'nin 146/1. maddesine göre idam cezası aldı. Bu müebbet ağırlaştırılmış hapse çevrildi, geri kalan sanıklar
da değişik cezalara çarptırıldı.
Ancak 13 yılda içeride kalan sanık sayısı beraat ve tahliyelerle 33'e düştü. 8 sanık ise Yargıtay'ın 1997'deki bozma kararından bu yana firarda.
...Haklarında tutuklama kararı bulunan sanıklardan, başta Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak olmak üzere sekiz kişinin Almanya ve Suudi Araistan'a sığındıkları öğrenildi. Davada kilit isim Cafer Erçakmak hiç yakalanamadı. Sivas katliamı sanığı Muhammed Nuh Kılıç'ın yıllardır Almanya'da Mannheim'da eşi adına açtığı dönerci dükkânını işlettiği ortaya çıktı".(Belma Akçura.Gazeteci)

Bir sonraki hükümetin Adalet Bakanı, gelmiş geçmiş en ürkütücü Adalet bakanlarından Şevket Kazan, sanıkların avukatlığını üstlenmekle kalmamış, bakanlığı sırasında da onları hapisanede ziyaret etmişti.
Kamuoyu zamanin buykleri(buyuklukleri kendilerinden degil, bulunduklari makam ve mevkii itibari iledir, boyle biline) gercek suclunun kim oldugu konusunda hem fikirdi:
Aziz Nesin!

Emekli –sevimli dictator netekim soyle demis bakin, milyonlarin hislerine tercuman olup:

"Gereksiz bir konuşma sonunda çıkan olay, solcularla dinciler arasındaki çekişmeye dönüşüyor. Bunu önlemek lazım. İnsan dinsiz olabilir. Ama bunu ilan etmenin gereği yok." (ha hayt, hosgorusune kurban oldugum)
Tam da asmayalim besleyelim mantigindan cikacak bir degerlendirme!

Bu gun laikligin bekcisi olarak ortaya cikan Sulluman Hepbasbakanoglu da soyle buyurmuslar:

"Olayda ağır tahrik var. Çatışma yok. Otel yangınında can kaybı var"

Susurluk Ayran guzeli bacimiz da soyle degerlendirmis o essiz Turkcesi ile:

"Otelin etrafını saran vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır. Ölenler de çıkan yangın sonucu boğularak ölmüştür."
Bay Mesut, gurese doymayan peglivan altta kalirmi?o da yumurtlamis, gelecek secimde dincilerden alacagi muhtemel oylari hesaba katarak:
"Ne var?Bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi" deyivermişti.
Gordunuz mu?Olenlerin suclu oldugu dunyadaki ender ulkelerden olan guzel yurdumun guzel liderlerinin degerlendirmesini?
Daha sonra bu konuda konustugum kimi sivasli hemserilerimin degerlendirmesi de bu yonde…Kendilerini muhafazakar olarak tanimlayan insanlarin istisnasiz%99 u(enteresan bi oran???) soyle baslarlar bu olayin degerlendirmesine"evet, o insanlara yazik olmustur ama..."iste bu ama ile baslayan cumleden sonra ben deki bant kaydi duruyor..sonrasini dinlemiyorum!Cunki anlayamiyorum!...
Eminim toplumun buyuk cogunlugu halen boyle dusunuyordur..oyle olmasa Trabzonda geleneksel linc festivalllerinin bu sene ucuncusu duzenlenmezdi…

Linçe kim karşı?

Radikal gazetesinden Yildirim Turker cok guzel bir analizi var:
Sivas katliamını hatırlanmasını, bu vahşetin anılmasını toplumsal barışa darbe vuracak bir eylem olarak görenler karşısında kimsenin şaşırmamasının sırrı, işte yukarıda andığım demeçlerde açıkça kendini aşikâr ediyor. Orada halk olarak, vatandaş olaak görülen, kışkırtılmış, 'talihsiz' açıklamalarla tahrik edilmiş katliamcı güruhtur. Onlara verilecek destek hiçbir zaman yadırganmayacak, onlara anlayışla yaklaşıp başlarını okşayıp sırtlarını sıvazlamak siyasetin tartışılmaz gerekliliği olarak algılanacaktır.
Sivas katliamını anmanın, unutulmasın diye emek vermenin
çok büyük önemi vardır. Çünkü bu memleket bir türlü linç ikliminden çıkamamakta, asla korunmayacakların listesi her daim el altında hazır tutulmaktadır.
Çünkü 2 Temmuz 1993 günü askerin ve polisin gözleri önünde binlerce kişi bir olup bir oteli kundaklamış, şeytan taşlamış gibi ruh huzuru içinde evlerine dönmüşlerdir. Polis ve askeri güçlerin bu vahşeti engelleme konusundaki isteksizliği, yine polis ve itfaiyecilerin kurtarmaları gereken insanlara yönelik nefreti unutulmamalıdır.
Trabzon'da ikide bir TAYAD üyesi gençleri linçe yeltenen ve oranın
valisi tarafından sırtları okşanan Türk-İslâm sentezi de günün birinde amacına nail olduğunda dizimizi dövmeyelim diye. Üniversitelerde polisin gözleri önünde dışarıdan gelen yine aynı marka yiğitler tarafından öldüresiyle dövülen solcu gençlerin hayatı umurumuzdaysa.
Hayatın her alanında linçe giden bir ayrımcılık damarını besleyen
dile karşı uyanık olmak zorundayız. Maraş'ta, Malatya'da, Çorum'da aynı tezgâhı kurup aynı yoldan kan döken güçlerin desteklendiğini, birçok muktedirin gözünde halk gibi durduğunu biliyoruz.
İslamı referans alarak politika yapan hükümet partisi ve yandaşlarının 'demokrasi mücadelesi'nin bir anlam kazanabilmesi için Aleviler konusundaki ayrımcı yaklaşımlarına bir son vermeleri şarttır.
Ahmet İnsel bu haftaki yazısında, hayatımızın ve insanlığımızın
değerli sığınaklarından Mazlum-Der'in Başkanı Ayhan Bilgen'in
Neşe Düzel söyleşisinden yola çıkarak durumu mükemmel özetlemiş. Bir bölümünü buradan da okuyalım istedim: "Ayhan Bilgen cemevleri konusunda Sünnilerin, Alevilerin cemevi talebini kıskandığını açıkça belirtiyor... Sünniler cemevlerine de para verilecek, Diyanet İşleri Bakanlığı'ndaki tekelci konumlarını kaybedecekler diye korkuyorlar.
İşte size Türkiye'de Müslüman çoğunluğun demokrat bilinci.
Aynı Sünni çevrelerin, Osmanlı İmparatorluğu'ndan beri hiçbir zaman kendilerini gayrimüslimlerle, Alevilerle, 'ötekilerle' eşit olarak görmemiş olmaları üzerine de düşünmeleri gerekiyor. Bununla yüzleşmeden, bu zihniyetle, bu zihniyetten türeyen pratikleri teşhir etmeden, bunları karşınıza almadan Türkiye'de ucuz bir mağduriyet söylemi üzerinden demokrat gömleği giyemezsiniz."
Bir Alevi şenliği için Sivas'ta toplanmış barışçı insanlardan
35'inin bir kitle tarafından katledilmiş olmasının artık unutulmasını isteyenleri iyi tanıyoruz. Onlar, örtbas edilmiş, unutturulmuş, hesabı sorulması imkânsız kılınmış katliamlar üstüne inşa etmeye çalışırlar toplumsal barış dediklerini. Linç tehdidiyle sürdürdükleri sıkıyönetimin adıdır, barış.

Evet ben de Yildirim Turker e katiliyorum:

Biz katliamcıyla, işkenceciyle, darbeciyle barışmak istemiyoruz.Ustelik onlar hic pismanlik duymazlarken!?

saygilarimla!
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Muhsin Yazicioglu ve Hv. Kuv. Kom. Faruk Comert ile karsilassa?

27/7/2006

anlatacaklarim aynadaki aksimizdir o yuzden kizmayalim gerceklere..
Kendimizi boyle sevelim..hatalari, yanlislari bilelim ki bir daha tekrarlamayalim…
Hava kuvvetleri komutani Faruk Comert i duyunca aklima bu ismi nerden hatirliyorum darken can dundar in bu konuda Milliyette yazdigi yaziyi buldum…ilginc bir sekilde BBP lideri Muhsin Yazicioglu yine kahraman olmak uzere iken hemde…bu isme asinaligim ise(comert ailesi) Ugur Mumcu nun bu konuda pek cok yazisi olmasi herhalde…

11 Temmuz 1978 Salı... Ankara Gaziosmanpaşa, Karagöz Sokak...
Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi kürsüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Bedrettin Cömert, eşi Maria ile 8.45'te evden çıktı, arabasına bindi.
Karşıdaki kırmızı Simca'da 3 kişi bekliyordu. Takibe giriştiler.
Köşede Cömert'lerin arabasına yaklaşıp ateş ettiler.
Eşi ağır yaralandı.
Cömert orada öldü.
***
Samsun'da yoksul bir köyde doğmuştu Bedrettin Cömert...
İki kardeşlerdi.
Küçüğü Faruk askerliği, o sanatı seçmişti.
Varlık'a şiirler, TİP'in organı Genç Öncü'ye yazılar yazıyordu..
Hacettepe'de ülkücüler, öğretim üyelerine tabut resimli tehditler gönderince kurulan soruşturma komisyonuna atanmış, ama "can güvenliği olmadığı" gerekçesiyle kabul etmemişti.
Cenazesinde 20 bin kişi "Ülkü ocakları kapatılsın" diye haykırdı.
Uğur Mumcu ardından şöyle yazdı:
"İlerici, devrimci, namuslu, kendi halinde, sessiz, çalımsız, gösterişsiz bir aydındı Cömert... Böyle insana nasıl kıyılır? (..) Bu kan seline basa basa, bu kurbanların cesetlerini çiğneye çiğneye iktidar olmak isteyenler varsa Allah kahretsin onları!..
***
30 Mart 1979'da Avrupa Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu'nun eski başkanı Lokman Kondakçı, İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş'e "Bedrettin Cömert olayında emri, dönemin ÜGD Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun verdiğini, onun üzerinde de Ramiz Ongun'un yer aldığını" söyledi.
Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi, cinayetin azmettiricisi sıfatıyla Abdullah Çatlı (diskisinda kokain bulunan kahramanimiz) hakkında tutuklama kararı çıkardı.
Silahların Ankara'da pek çok cinayette kullanıldığı anlaşıldı. Polis, 3 saldırganı belirledi:
Rıfat Yıldırım, Üzeyir Bayraklı ve "Ahmet" kod adlı bir ülkücü...
İlk ikisi, zaten cinayetten aranıyordu. Almanya'ya kaçmışlardı.
Artık bulunamazlar sanılırken 1985'te Almanya'da 1,5 kilo eroinle yakalanıp uyuşturucu kaçakçılığından tutuklandılar. Ama idamla yargılanacakları için Türkiye'ye iade edilmeyip serbest bırakıldılar.
Rıfat Yıldırım'ın Frankfurt'ta açtığı gece kulübü Skala, Çakıcı dahil Türk mafyasının buluşma yeri haline geldi.
Yıldırım, 2002'de Türkiye'ye iade edildi. Cömert davasında "delil yetersizliği"nden beraat etti.
Üzeyir Bayraklı 1992'de öldürüldü.
Cenazesinde tanıdık 2 yüz vardı:
Diskisinda kokain olan halk kahramani Abdullah Çatlı ve Muhsin Yazıcıoğlu...iki vatansever(!) ve karisinin kollarinda olen bir bilim adami …yazikki kimse onun adini hatirlamazken Muhsin Yazicioglu ve Abdullah Catli dillerden dusmuyor…

***
Uğur Mumcu'ya göre "Rıfat Yıldırım'a da, Ağca'ya da sahte pasaport sağlayanlar aynı kişiler"di; "Devlette işbirliği yapanlar var"dı.
Ağca, Nevşehir'den sahte pasaport aldığı yıllarda İbrahim Şahin orada emniyet görevlisiydi.
Şahin, daha sonra Özel Tim başkanlığına kadar yükselecek, Susurluk skandalından mahkûm olacak ve geçirdiği kazadan sonra "Hafızamı kaybettim, hatırlamıyorum, nerdeyim ben?" diyecekti.
***
Aradan yıllar geçti.
Yazıcıoğlu BBP lideri oldu. Şahin polis şefi, Ongun MHP genel başkan adayı, Kondakçı DYP il başkanı...
Bedrettin Cömert öldürüldüğünde 22 yaşında bir kurmay subay olan kardeşi Faruk ise büyüdü ve önceki ay Hava Kuvvetleri Komutanı oldu.
Şimdi belki protokol sıralarında karşılaşırlar, Yazıcıoğlu'yla, Şahin'le, Ongun'la, Kondakçı'yla...
Hatta yarın belki Çakıcı'yla, Rıfat Yıldırım'la...
Birlikte hafıza tazelerler.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

kanli pazar-6.filo

26/7/2006

kanli pazar-6.filo nedir?
arkadaslar, bu gun de sutten cikmis akkasik kardeslerimin macerasi devam ediyor..
yalniz bize surekli yazan, eskisehir cezaevinde advil arkadasimizin sorulari var, buyrunus:
aziz pirofiterol tadinda pirofesorum, verdigin bilgiler icin B12 kogusu olarak minnettariz, yalniz bi iki sorum var musadenle..
1, gecen arkadaslarla carsaflari birbirine eklemis pencerden tuyme girisiminde bulunuyorduk ki o esnada carsaf orta yerinden caaart diye yirtilmaz mi?hepimiz hoop yere...
cimen lekesi kahve lekesi camasir suyu kullanmazsan cikmiyo, kullaninca da boole..istee...
2, sorumda bu 6.filo neyin nesidir?bizim millet neden ondan killanmis zamaninda?bi de ilk IMF seysi ne zaman oldu?
hormet ederim, af ciksin operim..
efenim, bir bilim adamina ayse teyze muamelesi yaptigin icin o bekledigin affin bi daha cikmayacagini sana mujdelemek beni ne kadar bahtiyar ettigini bilemezsin?
ikinci soruya gelince..buyrun acalim yakin tarihimizin o tozlu sayfasini..ne cabuk tozlaniyo, farkindamisiniz?
2.dunya savasi sonrasi kutuplasmayi derin devlet konusunda yazmistim, bizim de acilen amerika ya yanasmamiz gerekiyordu...donemin hukumetleri bunun icin her seyi yaptilar:ihtiyac olmadigi halde IMF den borc. amerikadan para aldilar, kore ye asker yooladilar, veee yetmedi 6.filoyu istanbula davet ettiler ki moskoflar tirssin, bize bulasmasin..
bunun icin 6. filo gelmeden evvel buyuk hazirliklar yapildi, once ne kadar yazar cizer takimi varsa iceri buyur edildiler ki amerikadan gelen bu degerli misafirlere karsi bir kiskirtma seysi olmasin..sonracima bu asker milletinin seks hayatinin duzensiz oldugu fikrinden hareketle gidebilecegi muhtemel yerler belirlendi, oralarda calismalar yapildi..mesela Karakoy muhiti bastan basa boyandi, barlar, gece kulupleri temizlendi, orda vazife goren hatunlara saglik taramasi yapildi ve amerikali askerlerin istanbulda bulundugu bu zaman dilimi icinde hatunlarin sadece amerikalilara "hizmet" etmesi uygun gorulerek yerli turist, pardon musteri hizmeti durduruldu..olacakti o kadar, sonucta bizi kurtarmaya gelmislerdi!bi terslik te yok degil hane...du bakalim..
efenim bu duruma fena halde sinirlenen okumus takimi, universiteliler(zaten bu memleketin basina ne musibet gelmisse bunlardan gelmemismi?heee gelmissss!)
ayaklandilar..uleyn dediler bu ne istir?bizi kurtarmaya geldilerse ne isterler bizim hatunlardan?ayaklanip bunlari sehirden kovaladilar..amerikali askerler uzerlerine dogru gelen bu ofkeli kalabaligi gorunce sasirip paniklediler, dolmabahce de denize, kendi gemilerine filikalarina kosmaga basladilar, korku icinde,,bu hengame icinde pek cogu bogazin serin sularina dokulduler..
pek eglenceli,degilmi?
ama eglenmeyenlerde vardi..kimmi?M.sevket eygi (bunlar 3 kardes deil sadece bir kisi) bilirmisiniz?sevgi kelebege, muhafazakar bilge insan, erkeg guzeli yazarimiz bakin ne yazmis BUGUN gazetesindeki kosesinde nasil kiskirtma yaptigina bakin :
Büyük firtina patlamak üzeredir. Müslümanlar ile kizil kafirler arasinda topyekün bir savas kaçinilmaz hale gelmistir... Müslüman kardesim, sen bu savasta bitaraf kalamazsin. Ben namazimi kilar, tesbihimi çekerim, etliye sütlüye karismam deyip de zulüm edenlerden olma, gözünü aç bak... Onlarda tas, sopa, demir, molotof kokteyli mi var? Biz de ayni silahlari kullanmaktan aciz degiliz... Cihat eden zelil olmaz. Sag kalirsa gazi olur. Canini veren sehitlik serefini kazanir. Ezanlar susturulmasin, Müslümanlar komünizmle çarpisan devlet kuvvetlerine yardimci olsunlar.

isin komik tarafi, bugun IMF karsiti olan, Amerika dusmani olan, bu kisilerin o donemde bulundugu konum..
cok egleniyorum yav!yoksa ..bi dakka belkide uzulmem gerek ha?
6. Filo'nun ülkemize gelisini protesto etmek için 16 subat 1969 Pazar günü cogunlugu universiteli gencler öncülügünde bir yürüyüs düzenlendi.
Önde gelen tarikatçilardan, gunumuzun sevgi ve huzur adami Mehmet sevki Eygi, Bugün gazetesindeki yazisinda islamcilari kiskirtir:

Halkimizin degerlerini, emegini, ülkemizin bagimsizligini savunan genclere karsi "cihat" çagrisinda bulunurken emperyalizme tek laf söylenmez.


16 subat 1969 Pazar günü geldiginde miting alaninda katliam senaryosuna uygun düzenlemeler yapildi. 6. Filo'nun gelmesi nedeniyle toplu namaza kapatilan Dolmabahçe Camii, o gün toplu namaz için açilmis ve topluluk , kiblesini 6. Filo'ya dönmüs namaz kilmaktadir.Gostericiler ise 30 bin kisi ile Taksim'e dogru yürüyüse geçti:
plakasi alinmis arabalardan da namazdan sonra bu cemaate sopa, tas, benzeri seyler dagitildi..

Meydana kadar iki grup arasinda polis kuvvetleri esliginde yuruduler.

Polis 30 bin kisilik kitleyi ikiye bölmüs ve alana yanlizca 2-3 bin insani birakmiþti. Önceden alanin çevresine yerlestirilen saldirganlar tekbir getirerek alanda yalniz birakilan 2-3 bin kisilik kitleye saldirdi. 6. Filo'yu kible edinerek namaz kilanlar, ellerine tutusturulan silah, sopa, balta, çengelli demir ve biçaklarla yaptiklari saldirida yüzlerce insani yaralarken, Duran Erdogan ve Turgut Aytaç isimli iki kisiyi oldurduler…
Simdi ayni grup amerikan zulmunden, IMF nin kucagina oturmaktan sikayet ediyorlar…
Sizce de komik degilmi?..yoksa utanc mi duymaliyim, kafam karisti bea?
saygim sonsuz

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Sonraki Sayfa

Blogcu.com bir BERIL Tech hizmetidir.