aslinda ne oldu?

Sende affetme onlari Carina!

1/7/2007

Sende affetme onlari Carina!

 

Hollandalı Carina Thuijs’ın yanmış cesedi, Türkiye’den doğduğu kasaba Doetinchem’e götürüldü ve orada defnedildi. Annesi, toprağa verilmesine rağmen biricik kızının öldüğüne inanmadı. "Kızım söylediği tarihte mutlaka gelecek" diyordu herkese.

Carina’nın dönüş bileti tarihinde havaalanına gitti. Uçak havaalanına indi. Ama Carina yoktu. Anne Thuijs, kızının öldüğünü o an anladı ve olduğu yere yığılıp kaldı. 22 yaşındaki Carina Thuijs’ın Sivas Madımak Oteli’ndeki son saatleri...

TARİH: 2 Temmuz 1993. Yer: Sivas/Madımak Oteli. Saat 13.30. Madımak Oteli’nin lobisi kalabalık. Lobidekiler, yarım saat sonra Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında Kültür Merkezi’nde başlayacak Arif Sağ’ın konserine gitmek için son hazırlıklarını yapıyor.

Carina Thuijs, aynı odada kaldığı Yasemin ve Asuman Sivri kardeşleri bekliyor. Bu arada lobidekileri izliyor.


Arif Sağ, sazının akordunu yapıyor.

Bir köşede Türk edebiyatının "ulu çınarı" 65 yaşındaki Yazar Asım Bezirci, iki büyük halk ozanı Muhlis Akarsu ve Nesimi Çimen ile muhabbet ediyor.

Bir başka grupta ise şairler bulunuyor: Metin Altıok, Dr. Behçet Aysan, Uğur Kaynar. Ekibin espri kaynağı, karikatürist Asaf Koçak da orada.

Semah ekibi bir köşede hocaları Kamber Çakır ile sohbet edip gülüyorlar. Carina, tek tük bildiği Türkçe sözcüklerle bu neşeli grubu anlamaya çalışıyor.

Herkesin kendisine gülümseyerek bakması çok hoşuna gidiyor. Hollanda’daki çekingenliği üzerinden atmasına, insanlarla rahat diyalog kurmasına kendisi de şaşırıyor.

Oda arkadaşları Yasemin ve Asuman’ın merdivenlerden inişini görüyor; el sallıyor onlara.

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ İDİ

Carina,
Türkiye’ye 11 gün önce 21 Haziran’da gelmişti.

Leiden Üniversitesi Kültürel Antropoloji Bölümü son sınıf öğrencisiydi. Bitirme tezini, sınıf arkadaşı Maryze Schoneveld ile birlikte hazırlayacaklardı. Tezlerinin konusu: Türk kadınlarının aralarındaki ilişkilerin nasıl yapılandığı; nelerle uğraştıkları ve aile içindeki rolleriydi.

Maryze, Hollanda’da yaşayan Türk kadınlarını; Carina ise Türkiye’deki kadınları araştıracak, sonra karşılaştırma yapacaklardı. Bu konuda kendilerine yardım edecek kişi ise aynı şehirde, Doetinchem’de yaşayan bir Türk, Rahmi Sivri idi.

Rahmi Sivri, Carina’yı Ankara Dikmen’de yaşayan akrabaları Sivri Ailesi’nin yanına gönderdi. Oteldeki Yasemin ve Asuman, bu ailenin kızlarıydı.

Yasemin Sivri, 18 yaşındaydı ve Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde okuyordu.

Asuman Sivri ise 16 yaşındaydı; lise ikinci sınıfta öğrenciydi. İkisi de Pir Sultan Abdal Derneği’nde görevliydi. Yasemin, derneğin kütüphane sorumlusu, Asuman ise semah ekibindendi.

Carina, bir ay konuk olacağı Sivri Ailesi’ni çok sevmişti. Bu arada, Ankara Üniversitesi TÖMER Dil Merkezi’nde bir ay sürecek Türkçe kursuna başlamıştı. Ardından Çorum’un Mollahasan Köyü’nde çalışmalar yapacaktı.

Bir yandan dil kursuna giden Carina, arta kalan zamanlarında Yasemin ve Asuman Sivri ile birlikte Pir Sultan Abdal Derneği’ne gidiyordu. Sivas’taki şenliğe gitmeyi çok istiyordu.

Yasemin ve Asuman, "Sivas’ta su bulamazsın, aç kalırsın, yatacak, kalacak yer bulamazsın" diyorlardı.

Carina, "Siz ne yerseniz ben de onu yerim, siz nerede kalırsanız ben de orada kalırım" diyordu sürekli.

30 Haziran günü otobüs Ankara’dan hareket ettiğinde, yolcular arasında en mutlu kişilerden biriydi Carina...

SAAT 14.00

Carina’
nın el salladığını gören Yasemin ve Asuman ona doğru yürüyor. Asuman telaşlı; Carina’ya "Telefon geldi mi" diye soruyor. Hayır. Halbuki ağabeyi Yalçın Sivri saat tam 14.00’te arayacağını söylemişti. Yoksa haber tatsız mıydı; ondan mı aramıyordu? Yasemin kardeşini sakinleştiriyor: "Arar merak etme."

O sırada lobiye Aziz Nesin geliyor.

Herkes hazır; konsere gidilmek üzere otelin kapısına yöneliyorlar.

Dışarıdan slogan sesleri gelmeye başlıyor:
"Müslüman Türkiye"... "Kahrolsun Laikler"...

Ne oluyordu?

Öğreniyorlar:

Cuma namazından çıkan 500 kişilik grup, taşlar ve sopalarla konserin yapılacağı Kültür Merkezi’ne saldırmaya başlamıştı.

Konseri izlemek için gelenler karşılık verince, çatışma çıkmış; polis grupları zor dağıtmıştı. Ancak, konsere gelenler dağıtılırken, saldırganların hedefinde Madımak Oteli vardı.

Oteldekiler dışarı çıkmıyor. Ortalığın sakinleşmesini bekliyor.

Konserin iptal edilmesi canlarını sıkıyor. Basın bildirisi hazırlayarak yasaklamayı kınamak istiyorlar. O sırada polis, otelin önünü kuşatmaya alıyor. Azgın kalabalık otelin önüne kadar geliyor.

SAAT 15.30

Carina ilk kez tedirgin oluyor. Çünkü sürekli gülen insanların yüzü ilk kez asılmaya başlıyor. Salonda gerginlik var.

Sorduğunda, "Türkiye’de olur böyle şeyler, aldırma" diyor arkadaşları. "Birazdan biter."

Biteceğe pek benzemiyor. Saldırganlar otele girmeye çalışıyor. Yönetmen Erdal Ayrancı, Ozan Hasret Gültekin, Şehir Planlamacısı Muammer Çiçek, üniversite öğrencileri Serkan Doğan, Murat Gündüz, Ahmet Özyurt otelin giriş kapısına masa ve sandalyelerden barikat kurmaya başlıyor.

"Yaşlılar, çocuklar yukarıya çıksın!" deniliyor.

Carina, Yasemin ve Asuman’la birlikte odasına çıkıyor. O sırada otele ilk taş atılıyor. Arkasından yüzlercesi mermi gibi yağıyor. Odadan kaçıyorlar. Otelin tüm camları birkaç saniye içinde kırılıyor. Carina herkes gibi koridorda taşların durmasını bekliyor, sessizce.

SAAT 16.30

400 yıl önce Pir Sultan’ı taşlayanlar, o gün dirilmişti sanki...

Kalabalığa katılımlar artıyor. Bağırıyorlar: "Kanımız aksa da zafer İslam’ın..."

Arif Sağ sürekli telefonla Ankara’yı arıyor; yetkilileri haberdar ediyor. Yanıt hep aynı: Korkmayın, askerler geliyor!

Bir avuç polis, kalabalığı otele sokmamak için var gücüyle çabalıyor.

Otelde bulunanlar çaresiz.

Barikatların arkasında bekleyenler, saldırırlarsa ne yapacaklarını konuşuyor. Herkesin elinde fırça sapı, süpürge sapı, sandalye ayağı var. Kimsenin aklından yangın geçmiyor...

SAAT 17.30

Carina,
ekipteki kızlarla birlikte koridorda oturmayı sürdürüyor.

16 yaşındaki lise öğrencisi Özlem ve 17 yaşındaki üniversite öğrencisi Nurcan Şahin kardeşlerle sohbet ediyor.

Aynı anda Özlem, çantasından çıkardığı rengárenk iplerle üniversite öğrencisi 19 yaşındaki arkadaşı Handan Metin’in saçını örmeye başlıyor.

12 yaşındaki Koray Kaya, başını ablası 17 yaşındaki Menekşe Kaya’nın dizine koymuş, hiç sesini çıkarmadan yatıyor. O sırada yanlarına karikatürist Asaf Koçak geliyor; mızıka çalıyor.

SAAT 18.30

Kalabalık yedi saattir otelinde önünde. Gitmiyorlar. Bir anlık öfke olamaz bu. Kime, neden bu kin?

Kültür Merkezi önündeki Ozanlar Anıtı yıkılarak otel önüne getiriliyor; parçalara ayrılıp otele fırlatılıyor.

Mustafa Kemal’in "Cumhuriyeti biz burada kurduk" dediği kongre binasının önündeki büstü tahrip ediliyor.

SAAT 19.30

Kalabalık, içeridekilerin kellesini istiyor! Eşit olmayan bir savaş bu. Otelin lobisindeki telefon susmuyor. Olayların çıktığını öğrenen bazı aileler çocuklarını merak ediyor, çırpınıyor yavruları için.

Yalçın Sivri, saatlerdir aradığı otelin telefonunu nihayet düşürebiliyor. Kız kardeşi Asuman’la konuşmak istediğini söylüyor. Asuman’ın telefona gelmesi zor. "Biz aradığınızı söyleriz" diyor oteldekiler. Ağabey Yalçın, "Söyleyin kardeşime karnesini aldım; takdir almış" diyor.

Asuman’ın bütün gün beklediği haber nihayet gelmişti işte; sınıfını takdirle geçmişti.

Sevinçli haberi aldı mı, bilinmiyor.

Çünkü...

Saat tam 19.50’de otelin elektrikleri kesiliyor...

Sonra... Duman kokusu...

Ardından... Kavurucu bir sıcaklık...

Ve alevler...

Gençlerin, çocukların çığlıkları yeri göğü inletiyor. Karanlığın içinde herkes bir yana savruluyor.

Carina, terasa ulaşmak isteyen semah grubunun arasında. Ulaşamıyorlar.

Carina ile birlikte o koridorda oturan semah grubunun gencecik kızları; Yasemin, Asuman, Belkıs, Handan, Gülsüm, Gülender, Huriye, İnci, Menekşe, Nurcan, Özlem, Sehergül, Serpil, Yeşim... Hiçbiri kurtulamıyor.

Eminim; Carina ve o dünyalar güzeli kızlarımız, ozanlarımız, yazarlarımız, aydınlarımız bizi çoktan affettiler.

Peki, biz kendimizi affedebilecek miyiz?


Hurriyet-S.Yalcin

Yine geldi o karanlik gun!

 

Soner Yalcin iyi niyetiyle orada olen insanlarin bizi(yakan barbar katilleri, tepki vermeyen bizleri, onlari koruyamayan gorevlileri) affettigini yazmis ve Carina dan af dilemis...

Ama o barbarlarin mahkeme goruntuleri geliyor aklima...acilar henuz taze iken bile mahkemede toplu namaz kilma girisimleri, surekli slogan atip tekbir getirmeleri, adalet bakaninin onlarin avukatligini yapmasi, onlari hapishanede ziyaret edip moral vermesi, mahkede cezalarin tahrik olmasindan dolayi dusurulmesi(yargitaydan dondu sonra), yani hic bir sekilde pismanlik gostermeyen insanlari niye affetsin 23 yasini asla gorememis Carina?Hic bir sey olmamis gibi hayatlarina devam eden o kalabaliklar nereye gitti peki?dinlerini korumus olmanin rahatligi icinde mutlu mutlu yasayip gidiyorlardir...

Ayni etkinlik sivas ta duzenlense ve mezarindan-mezari da yoktu ki Aziz Amcamin?!Kalbimizde bir yerde iste onun yeri- kalkip oraya gitse Aziz Nesin yine, bugun, kac kisi TOPLANIR yine Madimak otelinin onunde sizce?

O gun bes yuz suursuz barbarin yerine bu gun on binlerin toplanacagina eminim...Cunki taa o zaman yapilan yorumlara bakarsaniz asil suclular olarak o azgin kalabaligi tahrik eden "olu 37"kisi gosterildi...Simdi de o linc o farkli olana ermenilere azinliklara vs daha azginca saldirilmiyormu?Ahmet Kaya baskili tisort giydi diye insanlar oldurulmeye calisilmiyormu?

Ben, kendi adima, ONLARI AFFETMIYORUM!

Sende affetme onlari Carina!

ve ne yazik ki, elimizden gelen de yalnizca budur!

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

KA-LAS-NI-KOFF

28/3/2007

KA-LAS-NI-KOFF

“..

Boom, boom, boom, boom, boom ... Jek bar?

Ka-lash-ni-kov Ka-lash-ni-kov Ka-lash-ni-kov ….

..”

GORAN BREGOVIC

 

Ne guzel baharlardi onlar oyle?

Cocuktuk, yasam pek bi naifti,her bok bize guzel geliyordu diye soylemiyorum vallahi, gercekten guzeldi.Cunki az sey vardi yasamda ve fazlasi kafamizi karistirmiyordu.Tv aksam sekizde aciliyordu ciftcinin dunyasi programi ile..insanlar birbirlerine oturmaya gidiyorlardi ve kremali biskuvi ennn luks yiyecekti..Kot pantolon ise sadece alamancilarin g.tunde vardi..sumerbank cizgili picamalari kiskanc bayanlar tarafindan bas taci ediliyordu eros marka pamuklu ic camasirlari yerine..

Zengin henuz daha zengin olmamis fakir ise henuz cok daha fakir olmamisti…

Suluman epp basbakandi tabii..

Ellerinde surekli kirmizi kapli kalin kitaplarla dolasip uzun cumleler kuran agbi ve ablalarimiza gore sagcilar fasisttiler(burda onlara bir mahlukattin ismi yakistirilmasini kendime otosansur uygulayarak yazmiyorum) ve onlar amerikanin ussagi idiler..

Solcular ise “gomonisler moskofaya’’(ya sev ya terketin nostalcik yorumu) sloganinin bas aktorleri, memlekete zarar veren haseratlardilar biyiklari at nail bicimindeki ofkeli agbilerimize gore…yokedilmeliydiler!(edildiler netekim!ee, asmayip besleyecek deildik herhalde!!!)

Agbilerimiz ablalarimiz gozlerini ufuklara daldirip “gusel gunler gorecegiz cocuklar, gusel gunler..motorlari maviliklere surecegiz..” diyorlardi bize inancla..biz de inaniyorduk..(bu inanc essek z.ki boyunca adam olana kadar devam etti…sindi yok cok sukur,..)

ve G. halam, israrla televizyondaki adamin taa gozlerinin icine bakarak haberlerini okumasindan rahatsiz oluyor; israrla tvdeki adamlarin bizlerini gorebildiklerini iddia ediyordu…adamin bakislarinin cok tacizkar buldugunu, sapik olma olasiliginin gozardi edilmememsini istiyordu..o yuzden haber bulteni okurken ekrani gormeyecek pozisyona geciyor basortusu ile(o zaman turban henuz kesfedilmemisti) de yuzunu kapatiyordu…

 

Ve tum bunlarin ustune agbilerin ablalarin “bu sene kesin devrim olacak..” diye baslayip bize duslerimizdeki her seyi sunan utopik bir dunyayi anlatilarini da ekleyin…

 

Bitti mi?

 

Yoooo..bi de ustune bahar gelivermesin mi her karli ve uzun kisin ardindan…  topragin tabiatin uyanisini an be an izlemek kani kaynayan biz cocuklari costurmaya yetiyordu.

 

Ve tabii bahcelerinde meyve agaclari, turlu cesitli cicekleri, gulleri leylaklari, beyaz beyaz acan akasyalari olan komsulari da..

uzun ve karli kis gunlerinden sonra gunes tum comertligiyle acardi kollarini daglara tepelere..arnavut kaldirimi tenha yolarin iki yaninda siralanmis bahcelerde davetkar envai cesit cicek kokulari yayilirdi tum sehre…leylaklar, civil civil serce isgalindeki akasyalar, turlu renklerde guller, badem ve kiraz cicekleri..bu goruntu ve koku sarhoslugunu atlatamadan yesil caglalar, erikler ve pembelesmeye baslayan kirazlar bizi gunaha davet ederdi…

yeyiiinnn beniii….koparinnnn beniiii….koklayin beniiiii

Hangi sabi buna karsi koyabilir?

Avuclarimizdan, parmaklarimizin arasindan …kosarken, deli gibi, saclarimizin arasindan akip gidiyordu zaman, damla damla, usul usul…

Ve galiba en guzeli, farkinda degildik hic bir seyin, o sebepledir ki her sey guzel yuzunu gosteriyordu sadece bize…

Gelelim bin yasindaki yasli arinin kovaninin bu kisminda kalan son hikaye+aniya..

******

Kisin kasvetli ve komur dumani yuklu sisi dagildiginda ve sehrin hemen kuzeyindeki tepelere gunes vurdugunda yesil yesil goge yukselirdi o tek basina ve ennn yukarda..

 

Dev, yasli bir badem agaci…

 

Aslinda orada pel cok badem agaci vardi onun haricinde ama o baskaydi..Baskaligi sadece en tepede olmasindan ve en yaslisi olmasindan kaynaklanmiyordu elbette…iri hantal govdesinden insan elinin erisebildigi tum dallarinda, rengarenk, eski – yeni, uzun -kisa turlu turlu bez asilmisti ..Cunki o yasli agacin altinda bir yatir olduguna inaniyordu Sehrin insanlari ve oraya baglanan bezler caputlar sayesinde dileklerinin gerceklesecegine inaniyorlardi…

Biz cocuklar ise tum agaclara karsi acimasiz iken sadece ona karsi cekingen davraniyorduk; cunki buyukler turlu korkunc hikayelerle bizi kokutmuslardi…En iyisi onun bademine dokunmamak ve onun dallarina bezenmis ciceklerinin cekisiciligine aldanmayip kirmamak…yoksa Alimallah carpiliriz!yamuluruz, duzeltenimiz cikmaz!

 

B. teyzenin de erkek cocugu olmuyordu, o yuzden her bahar ziyaret ederdi yasli badem agaci beyaz gelinligini giydiginde…Asarken tomurcuk tomurcuk dallarina dalli gullu bez parcasini yakariridi “agaca!”:

bu yedinci kiz…bu yedinci kiz..bunca kiz, yedi bitirdi beni beni…Herif de oldurur beni bi kiz daha dogurursam.,..sen bana bi oglan cocugu ver Allahim…aslanlar gibi bir….ne bok varsa…ayy tovbe diyiim…bir erkek evlat…erkekde erkek…kokune kibrit suyu…affet Allahim, yoksa bosar beni bu manyak!..ille de dassakli olsun..amannnn ..iste..senin isine karismam ama…niye yedi tane a.klu verdinde bi tane pipili evlat vermedin ki…?amaannn neyse.....amiiin!”

 

Tabii ki ne agac ne de Tanri bu samimi, sevimli yakarisi dikkate almadi, taaa ki sekizinci cocuga kadar…Ama kendisine ayni sekilde koca arayan ve B.teyzeye  her bahar refakat eden A. apla B. teyzenin bu yakarisini herkeslere duyurdu.Mahallede duymayan kalmadi.. Mahallenin koca popolu kadinlari kikir kikir gulerken B teyzenin kocasi da aksamlari kahve donusu, aklina her geldiginde ya agiz dolusu sovdu ya da bi guzel patakladi…Bi tek deli Feride dolu kahkalarla guldu bu duaya…adi ustunde adi Feride, deli Feride …kimseden korkmaz agzina geleni soylerdi…biz cocuklar bazen tum acimasizligimzla pesine takilrdik…

“Ferideee..Ferideeee…ayaklari gerideeeee!”

O yerden aldigi tasi bize dogru sallarken bagirirdi:

“Asil sizin ananizin a.i geride, pic kurulari!”

 

Aylardan nisan!...agaclar tomur tomur ve de bicir bicir…

Dagin tasin topragin havanin denizin, deli feride nin kani kayniyor…ya da…

Biz cocuktuk, kaynayan sadece bizim kanimiz, bilemiyorum artik!

B. teyze basortusunu yarim yamalak atmis kafasina kosturuyirdu sokakta…yetisti hemen A. aplaya..:

hamileyiim kiiiz!”

A. apla sevinsin mi bud a kiz olursa diye endiselensinmi bilemeden bir sure bakti B. teyzeye…

Bi sey deme..bu sefer erkek olacak valla,,,,icime dogdu…kalk kiz ..bademlige gidiyoruz..”

Her zamanki masum dua bu sefer daha icten tekrarlandi…

Bu kez,..

 

Belki bu kez…

….

B. teyzenin sik sik midesi bulaniyordu, goturmusler onu en iyi doktora:Doktorda demiski buna, kalin siyah cerceveli gozluklerini Masaya birakttiktan sonra:”bak guzel kizim, cok bunalmissin, yuregin dararlmis(o zamanlar henuz stress kesfedilmemisti), cik biraz kirlara,temiz havaya…”

B. teyze begenmedi doktorun yorumunu, cahil adam, ne anlar ki o?erkek olacak o yuzden midem bulaniyo benim…sekiz kez dogurdum, benden iyi mi bilecek o?

 “Oglum olsun gororsunuz siz!”dedi B. teyze, kafasini sallayarak!Yine de emin olmak, isi garantiye almak icinde Cay sokaginin kadinlari ile toplastilar gunesli bir Pazar gunu…Sepetlerinede sarmalar, pilavlar, kotftelerle ve meyvelerle de doldurdular..kii agaca silan iki bez parcasindan sonra manevi doygunlugu midevi doygunlulla surdurmek icin…

Duvarlari yazilarla;kahrolsun fasizm, yasasin direnisimiz, gev genc, dev sol, hg, uko, eb,ekk,kominizme gecit yok, zafer islamin vs .. dolu duvarli eski yoksul evlerin arasindan gecti irice popolarini sallaya sallaya…

Sokaklar leylak kokuyordu,..koca kalcali kadijlarin etrtafinda cocuklari saga sola gurultulu kossusturmalarla bu neseli kervana renk katiyorlardi …

 

Tepelre yaklastigimizdan.esen ruzgarin getirdigi cayir cimen-polen kokulari acikca hissediliyordu artik…ama bu ayni zamanda sehir merkezinden uzaklastigimizi, yoksul mahalleye geldigimizi de gosteriyordu..tum sehirlerde oldugu gibi burda da yoksulluklarini, kotu ve bakimsiz kondulerin  zengin bahcelerle susulyorlardi burda yasayan insanlar…her taraf cocuk kayniyordu….gecekondu mahallesinin cocuklari, evlerinin kapisinda oturmus orgu orup laf yapan kadinlar…

Boyle adim adim gule oynaya giderkennnn….

 

tak    tak   tak taaakkkkk

….

Muthis bir ses…

 

Alisik olmadigimiz siddette..

 

Ne oluyor demeden. O yoksul evlerin arasinda ecis bucus uzanan sokakta kimsecikler kalmadi…nereye gitti bunca insan ???diye dusunurken bir yandan da ne oldugunu anlamaya calisiyorduk..…bir tek bizim grup ellerinde dolma tencereleri caydanliklar posetler, vs,oyle kalalakaldik sokagin ortasinda…

Tam o esnada saskin sessizligi ikinci bir takirti bozdu….

Bu kez daha yakindan geliyordu se,,,hatta sonuncsusun pesinden islik sesi gibi bir se de duyuldu….kadinlarda biri basyti cigligi:

 

ayol bu silah sesiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii..noluyoruzzzzz ?”

 

pesinden digger kadinlar panic halinde:

 

”amaan basimiza gelenler,,,,,,”

 

 

“hepimiz oleceezzzzz, hakaaannn, evladiiim hakan gelllll?”

 

“ayyyy,, vurucaklar biziiiii…bebegim bnerde beniiimmm???”

 

cocuklar saskin …kadinlar panic icinde…sokagin ortasinda boyle bir sure panic halinde saga sola cigliklarla kacistiktan sonar bir kapi gicirti ile aralandi…

 

“Huuu, buraya gelin hanimlaaar,,,,yoksa vurulacaksiniz….”

 

Kadinlar cocuklar yapisik bir grup olarak kosar adim ve yine cigliklarla.

Itis kakis koca dotleriyle biribirlerini ite ite iceriye daldi kadinlar, aralarindaki bosluklardan da cocuklar…..

 

Esrarengiz bir ev?

 

Camurdan ve ne bulunmussa ondan yapilmis eski bir ev…Kalin duvarlarinin duvarlarinda zoraki acilmis iki pencere iceriyi aydinlartmaga kesinlikle yetmiyor…Isik yoksulu eve girmistik ama halen korkudan kadinlar birbirlerine yapisik duruyorlar mirmir konusuyorlardi…sanki sesli konusunca disarda ates edenler yerlerini tespit edip mermilerini onlarin uzerine bosaltacaklr gibi…

 

Sonra gozlerim  karanliga yavas yavas alistiginda pencereden suzulen isigi arkasina alan bir golgenin, yatakta dikilmis, saskin bize baktigini gordum…elimde sapanim, obur avucumda bilyeler oylece saskin bakaakldim cocuga..cunki bir tek surati haric her tarafi sargilar icndeki cocugun kafasinda tek bir sac teli yoktu ve sarginin disinda kalan vucudunun, yuzunun rengi alisik olmadigimiz bir bicimde kirmizi idi..kadinlar bu cocugu merakala izlerken disarda devam eden makineli tufek takirtilarini unuttular ve icerde genizleri yakan rutubet ve ilac kokusunu farkettiler…bir iki fisir fisir konusma duyuldu ama ben saskin bir bicimde cocugu seyre daldigimdan seslerin kimlerden geldigini farkedecek durumda deyildim ve dahasi disardaki gurultulerun anlami neydi?onu bile dusunecek firsatim olmamisti.. simdi kadinlar, disari ile bu hastalik kokan karanlik ev arasinda teredut icinde bakisiyorlardi…o sirada karanlik koselerden cikan irice iki cocuk garip cocugun yataginin koselerine yapistilar ve tahteravalli gibi tasiyip yere, kaza kursunlarinin ulasamayacagi daha guvenli bir yere tasidilar…

 

biz cocuklar ortama yavas yavas ayak uydurmustuk ve cocuga biraz daha yaklasip incelemeye basladik…karanlikta duvar dibinde comelmis ev saghibi yorgun sesiyle fisildadi:

 

”hasta o, rahatsiz etmeyin onu lan!”

 

Hepimiz iki adim geri ciekilirken B.teyze:

 

 “ayy ben hamileyim…ogluma bi sey olmasin..?”

 

Kadinlardan bir kaci fisir fisir konustu..sonra biri daha yuksek sele bagirdi:

 

“Erdaaal?....Erdal nerdeeee?’’’

 

Herkes telasla cocuk kumesinin icine daldi,

 

Erdal yoktu!

 

Sonra cocuklardan birinin onu bakkala leblebi tozu almak icin gittigini soyledi.Soylemesi ile kadinlar hep bir agiz dan uuuuvv diye dovunmeye basladilar.

Kirmiz derili boynuna kadar sargili cocuk ise saskin bize bakiyordu

O sirada disarda ki seler azalmisti.kapi gum gum vuruldu. Evsahibin irice cocuklarindan biri usulca kalkip acti kapiyi..acilan kapidan sakin sakin korku dolu gozlerle etraf bakinan erdal gorundu once sonra elinde kocaman bir makineli tufek tutan, volanli bir ceket giyinmis, kaslarina kadar beresini indirmis bir “abi” goruundu..erdal bizi gorunce yuzunun ifadesi degisi firladi iceri…hepimiz rahatlamistik.

Erdali getiren abi ara vermeden sordu:

 

“Cocuk siznmi?disarisi tehlikeli, burda dursun biraz,?Tig veya orgu sisi varmi?acilen lazim”

 

Erdalin annesi minnet dolu bakislarla:

 

“ ?benim evladim, cok sagolasin?odumuz koptu valla?”

 

“tig varmi?.."

 

“n..nasil?…tig?”

 

“evet, tig, ?silahi gosterek “jarjor takildi da!”

 

Evin irice cocugu o sirada sanki bu sahneyi yuzlerce kez yasamis gibisakin, icerden bir tig alip gelivermisti coktan.O sirada kosede rahat rahat outran yasli e sisman ev sahibesi kadinda oflaya puflaya dogruldu. “Bu isimi gorur!” dedikten sonra oglaninn getirdigi tigi aldi bi eliyle de delikanlinin elindeki kalashnikofu kapti..orasini burasini kurcalamaya basladi..bi yandan da soylenoiyordu delikanliya:

 

“Oolum niye aksamlari bakimini yapmiyonuz siz bunun?Yaglamazsan, temizlemesn boole takiliverir iste?”

 

Agbi de suclu suclu kafasini egmis teyzeyi izliyordu dikkatle..yasli kadin silahi elindeki tigla kurcalarken bi yandan da namluyu saga sola ceviriyor, namlu evin ennn dip kosesinde kumelenmis bizimkilere her denk geldiginde ise koca popolu kadinlar kucuk cigliklar atip saga sola egiliyorlar,kacmaga calisiyorlardi, kazaya kurban gitmemek icin…

onlar yer degsirtirdikce teyze de silahi evirip ceviriyo her seferinde onlarin hedeften cikip rahatlamalarini engelliyordu inadina..

B. teyzem daha fazla dayanamadi,

 

”ayyy, bana bi seyler oluyooo..”deyip yere yilgildi..

 

“Amann kizlar kolonya getirin,” dedi biri

 

Vah yavrumm cougunu duusrecek! Hemde oglan?” dedi baska biri..

 

“Ne biliyon kiz?Allah Allah..” dedi yine baska biri..

 

Acilinda hava alsin biraz..” bunu da basak biri dedi..

 

O sirada agbi de tigi verip “kusura bakmayin bacilar!?”deyip firladi kapidan ..o sirada erdal da bayilan B. teyzemin taklidini yapiyordu:gozlerini sasi yapip bacaklarin carpiyior, garip be komik bir sele ayhh deyip yere yatiyordu.bizkikir kikir gulerken baktim kirmizili sargili cocukta kaghkalarla guluyordu..sonra gruptaki kiz cocuklari basladilar sarkiya

Boom, boom, boom, boom, boom ... Jek bar?

Ka-lash-ni-kov Ka-lash-ni-kov Ka-lash-ni-kov ….

..”

biz de pesinden tabii, el cirparak!kadinlar B. teyzeyi ayiltma gayreti icinde olduklarinda gurultumuze ses scikarmadilar..hem bizim gurultumuz disardakinin yainda gurultu sayilmazdi?

Ah, unutuyordum , B.teyzenin nur topu gibi bitr kizi cocugu oldu…o  kiz olmasinin sebebinin o karanlik evdeki garip ilac kokularinin  sebep oldugunu iddia etti.iki sene sonra yine hamile kaldi, bu kez, en sonunda bir oglu oldu.

 

 

PS.bu ani +  hikayenin yaziminda hicbir bocege, ata boka pusura zarar verilmemistir..Goran a tesekkur edilmistir..

O cocuk kumesi ise dunyanin dort bi yanina dagildi…Almanya, Fransa, Amerika, Isvicre, Cin, Ingiltere…Ve olume!..Sebep olanlari nereden bulayim?

(Bin Yasindaki ARI kovanina doner agir adimlarla, uzunca bir sure icin!..icerden bagirir:baska hikaye yok!)

 

Baska yok!

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Kirmizi Pazartesi

26/10/2006

 

 

Nefes nefese girdi iceri, bin yasindaki ari:

dedi ki:

"Binlerce cicek gezdim, binlerce koku ve tat …ama gel gorki bocek olarak omrumuz ne kisaymis boyle?yeni farkettim.."

 

Bir soluklandiktan sonra,gozleri uzakta masmavi gokyuzunde g.tunden beyaz izini birakip usus usul hareket eden ucakta takili;

dedi ki:

 

“olmeden evvel, herseyi anlatmak istiyorum..”

….

(herkes susar ve dikkat kesilir)

 

 ****

 

Ustalara hakaret kusagindan bugun de KIRMIZI PAZARTESI…dibin ciksin Marquez!

 

Gomlekci C. Cinayeti

 

Bu, yasanmis,lanet bir hikayedir…

Zaten burda anlatilanlarin hepsi, kosesinden ,kiyisindan yasanmistir!Sadece yer, mekan ve tarihler i..lik olsun diye(esasen anlasilmasin diye) deforme edilmistir.

Okuma ozurlulere, uzun uzuuun yazilar beynimde bocek yapar,g..umde basura sebebiyet veriri endisesi tasiyanlara tek bir sozum var:

 

 Zittirin gidin!

 

Gelelim beynimde hic silinmeyen o anin hikayesine….

 

Ilkokuldan hemen sonraki yillardan itibaren her yaz tatilinde calistim.Bazen bir cay bahcesinde, bazen bir lokantada, bazen bir tanidigin ofisinde ufak tefek isler…lise yillarinda ise daha agir islerde  calistim..agir is derken insaat ameleligini kastediyorum, akliniza baska turlu agir isler gelmesin..universite yillarinda da bu boyle  devam etti…parasizligin gozu olsun..bi bisikletim bile olm...neyse

 

Bu cesit bir ergenlik donemi yasamak  iyimi kotu mu karar vermek zor…bazen bu tur bir yasamin ruhumu zenginlestirdigini dusunurken aklima bu islerde calistigim anlarda, okul arkadaslrimla karsilastigimda duydugum utanma duygusu gelir,gorunmemek icin saklanirdim, basimi egerdim felan ...Calsimanin ayip olmadigini biliyordum ama…cocuktuk be yav!genctik ve  gezip eglenmeye de heves ediyorduk yani..

 

Ama bir farklilik getirdigi de yadsinamaz…

 

Zorluklara karsi daha dayanikli ve daha sabirli oluyor insan…(oyleyse, o insaatlarda calisan kas yigini,  amelelerin birer feylesof olmasi gerekmezmi ?sorunuzu duyar gibiyim.”egitim sart ama!” deyip ….

Aman neyse, konuya doneyim yine..)

 

Bir gun eve donerken Gomlekci C.nin dukkaninin caminda gordum:

”cirak araniyor!”yazisini..C. kasabanin terzisi idi, ayni zamanda erkek gomlegi diker, her hafta kasabada kurulan pazarda satardi..gomlekci demem ondan, herkes oyle tanirdi .....

Bu is tam bana gore derken,eve kostum, aksama babam gelsinde icazet alayim diye..adettendir, hic karsi cikmamistir ama sormak gerekir…Ama babam daha Gomlekci  C. nin ismini anmamla yuzunun rengi degisti,kaslarini catti ve kestirip atti:

 

“oraya gidersen kirarim kafani!

 

"????.."

 

“ama neden?”

 

“gitme dedim o kadar!"

 

“ama….”

 

“kes!”

 

“Ben…”

 

Sraaakk!(enseye vurulan tokadin sesi, ensemin anatomic yapisi bu sesi cikarmaya musaittir)

 

Ikna olmustum!

 

Cok sonralari ogrendim ki bu gomlekcinin aykiri bir kisiligi varmis, ruhunda feminen hisler dolasir dururmus.Yazlari bagri acik kendi diktigi beyaz gomlek giyer salinarak yururdu…cemil ipekci kadar olmasa da dudaklarinin ustunde biyigi da vardi…Kirlasmis saclarini ozenle joleleyip arkaya dogru tarardi....ve dahi evliyidi, iki erkek cocugu bir kizi vardi…karisi duymazmiydi kocasinin yedigi naneleri?elbette duyardi ama kucuk kasabada karisinin da dedikodulari kadin toplantilarinda sohbetlere meze olmustu zaten…yani tencere dibin kara, ayol sen kendinkine bak, seninki daha kara olayi…

 

Olay mahaline ve o zamana donelim tekrar..

 

Temmuz!

Sicak ve gunes!

Akdeniz den gelen ruzgar deniz kokusunu yukluyor kasabanin issiz arnavut kaldirimi sokaklarina..

Cirrr..cirrr cirrr..cinarin bir dalina yerlesmis agustos bocekleri omurlerini saz calarak tuketmekte idiler..

 

Belediye otobusun icinde yazlikci, sarkmis derileri  istakoz gibi yanmis bir kac yasli kadin mirin mirin konusuyorlardi..arkalarda bir yerde oturmus aldigim gazeteye goz gezdiriyordum…disarda tek tuk arabalar geciyordu…bazen arsiz serceler gurultulu seklide kavga edip sessizligi bozuyorlardi…Otobus duraginin karsisinda ki taksi duraginda iki sari renkli eski model sahin araba umitsizce musteri bekliyordu…hemen yanibasinda belediyenin umumi cesmesinden sip sip su damliyordu altindaki yalaga…

 

Duraktaki soforler sandalyelerini yan cevirip sirtlarini duvara dayamislar, uyukluyorlardi.Az otedeki cop kovasi niyetine konulmus peynir teneksinden de kara sinekler vizildayark sirayla kalkip iniyorlardi…

 

Bu sessizligi canhiras bir ciglik bozdu…

 

"amaaannnn!!!!!"

 

Herkes susutu,…zaten herkes suskundu…daha bi sustular yani…oyle bir sessizlik, anlayin yani!

 

Ne oluyor demeden..duragin arka sokagindan bir adam firladi yola dogru..

 

Gomlekci C.!

 

Uzerinde yine beyaz gomlegi vardi..ama bu kez on tarafinda kirmizi bir desen…kan kirmizisi ..joleli uzun saclari dagilmisti yuzune dogru...

 

Yolun ortasina dogru gelince durdu ..bir iki acelece saga sola bakindiktan sonra kosar adimlarla taksicilere dogru hareketlendi…

 

“ne oluyor yav?”dedi biri otobuste hareket saatini bekleyen yolculardan biri..

 

Biz otobustekiler, taksi duragindaki miskin soforler kipirdamadan onu izlerken sokaktan bu kez agir adimlarla, hafif tiknaz, yine beyaz gomlekli kasketli bir adam agir adimlarla meydan yurudu, o da yolun ortasina gelince durdu, hic acelesi yokmus gibi bir havasi vardi, derin derin nefes aliyordu,sagina soluna bakindi, taksi duragina dogru dondu ve biz o zaman o donerken elinde tuttugu uzun, sivri ve uzeri kanli bicagi farkettik…

 

“ayyy!” dedi yazlikci kokos kadinlardan biri ve paaat diye otobusun icinde boylu boyunca devrildi,bayilmisti!otekisi de bastigi cigligi:

 

 “kolonya …bayildiii....yetisin adam olduruyorlaaaarrrrr!”

 

Dusen kadinin alisveris posetinden kirmizi kirmizi elmalar otobusun tabanindan tingir mingir yuvarlanip dagildilar…

 

                   Image Hosted by ImageShack.us

 

Bazen o ani dusunuyorumda her sey gri idi, her yer siyah beyazin tonlari..bir tek o elmalarin kirmizisi ve o gomlekte desen sandigimiz kan ile bicagin ucuna azcik bulasmis kan lekesi kirmizisi zihnimde yer etmis…O zamanlarda henuz Gabriel Garcia Marquez in kirmizi pazartesini okumamistim..ve cok sonralari kasaba meydanindaki o sahnenin kitaptaki bicaklanma sahnesi ile ne kadar da benzestigini dusundum….

 

Gomlekci C., taksicilerin arkasina gecti, ama taksiciler kendilerine dogru agir agir, elinde kocaman bicagi ile yuruyen adamin korkusundan arkalrindaki duvara iyice yaslanmislar, kipirdamadan duruyorlardi. kendi canlarinin derdine dusmuslerdi, kimseden yardim gelmedigini  goren Gomlekci C. duraktaki park halindeki taksinin arkasina gecti..adamda ona dogru hareketlendi..bicagi tutan kolunu kaldirdi..Gomlekci C. ile eli bicakli  adam bir sure arabanin etrafinda donduler..o sirada gogsundeki kirmizi leke de gittikce buyuordu…bir o tarafa bir bu tarafa…bir yandan da bagiriyordu, yalvariyordu ciglik cigliga korku ve dehset  icinde..

 

ne kadar zaman gecti bilmiyorum, halsiz kalan Gomlekci C. daha fazla kacamadi…duvarin dibine koseye sigindi, ellerini kaldirdi, kendini korumak icin..adam ona dogru gitti.adamin havadaki eli kisa bir duraklamadan sonra indi,,,bir daha kalkip bir daha indi…

Sessizlik oldu

..

Paaattt!

 

Otobusteki digger yazlikci yasli kadinda arkadsinin yaninda yere dusup bayildi…

 

Ben mi?

 

Ben de saskin..yerlere dokulmus elmalari, kan kirmizisi elmalari topladim!

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

TAKMA KAFANI

19/10/2006

Ucleme, kirmizi ile bitiyordu ama, olume yakisir siyah rengi....olum gibi siyahinda sonu gorulmez...

 

TAKMA KAFANI

 

“Bana bir bira,”dedi  kardesim arkada birahanenin  mutfak kapisina yaslanmis duran garsona yarim donerek…

“agbime de bir raki daha…”diye ekledi…

Gelen rakiya baktim uzun uzun, bir yudum aldim, sonra….:

 

                                  Image Hosted by ImageShack.us

 

 

Taaaa tepeden sarkmis, ince bir kablonun ucundaki sari isikli cirkin edison ampul…Cirkinligi renginden, sinir bozucu sari renginden geliyor,..Tepemize vardi varacak derken durmus orta yerinde boslugun ve fakir soframizi dikizliyor tam tepede..Cember olmustuk butun cocuklar anne babamizla, sofranin tam ortasina yerlestirilmis koca bir tabaktan annemin pisirdigi patates corbasini kasikliyoruz.Yaninda da tandirda pismis sert bir kac dilim esmer ekmek, tabakta dilimlenmis domatesler, ordan uraya vizildayarak ucusan kara sinekler…

 

Iki goz odasi bir de kucuk mutfagi olan bir evde kaliyorduk.Ev sahibinin sayisiz zeytin agaci vardi, onlari toplamak icin dag koylerinden getirdikleri iscileri barindirmak icin yaptirmisti bu konforsuz, tuvaleti avlusunda  olan evi…Ama bu konforsuz eve anca gucu yetiyordu babamin kucuk balikci kayigindan sagladigi gelir, annem ablamla tarlaya capaya, zeytin toplamaya,pamuga  gitmese, bu patates corbasi bile luks olacak kesin..

 

Az once postacinin getirdigi mektubu aciyor, ablam, icinden bir fotograf dusuyor yere, ablam kekeliye kekeliye mektubu okurken, babam yere dusen resmi aliyor uzun uzun bakiyor, sonra tekrar sofraya birakip kasiklama devam ediyor, en az sari lamba kadar sevimsiz patates corbasini…

Sonra biz aliyoruz resmi babamin elinden ve sirayla elden ele geciyor, icine bir gencin ozlem ve pismanlik yuklu gulumsemesi sigdirilmis resim karesi..

Agabeyim, Malatya E tipi Cezaevinden yollamis mektubu..Icine de bir resim koymus..Mektubun kimi yerleri kalinca kalemlerle karalanmis, belliki denetimden gecmis once…Ve zarfin en ustunde Malatya E –Tipi Cezaevi “gorulmustur” damgasi goze carpiyor.

Ablam oralarda, karalanan satirlarda kekeliyor, ama okumaya devam ediyor,…

Odada sessizlik hakim:

..

“bir hafta once -------aldim, ama simdi rahatim yerinde..Shero yu hatirlarmisinz bilmem, benim okuldan, hani yilbasinda bize gelmisti,o da gecenlerde………..Savci, doktor geldiler ama doctor…….Sonra da ben de………Bu yuzden……………Simdi iyiyim….

Cok ozledim sizi!”

Ablam, bu satiri tekrar okuyor:

“Cok …ozledim…sizi!Annemi, babami, hepinizi…!”

Babam fotografi aliyor tekrar:

 

Saclari kazinmis, sifir numara!Avurtlar cokmus, objektife uysal uysal gulumsuyor o “deliligi” ile nam salmis agbim.

 

12 Eylul den yaklasik 2 yil sonra idi.Uzun suredir ondan aldigimiz ilk fotografti ve araya giren uzun mesafe, ekonomik zorluklar ziyaretine bile gidememistik.

Arkasina soyle yazmisti resmin:

“Biliyorum, biraz zayifladim, Dislerimden yasadigim  bir rahatsizliktan……,dislerimden dolayi.Cekmek zorunda kaldim sonra hepsini.”

 

Rahatsizlik kelimesinden once yine bir kelime koyu kalemle karalanmis ama…Uzerinde yanlari cizgili bir esofman var…

 

Bu resim, iki yildir agbimden gelen ilk fotograf..Evde siyah  beyaz lisede sekilmis, Yilmaz Guney tavirli lise cektirdigi resimler var ama bu onun ilk renkli resmi..

 

Babam basi onde yemegini yiyordu:

‘Canimi yakan, gozlerindeki teslimiyet.!Kurek cektirmek icin ne kavgalar ederdi benimle..Hattta bir keresinde beraber gittigimiz bir sefer yine kavga etmis benimle sonra o karanlikta buz gibi suya atlayip kiyiya kadar yuzmustu..kayigi cevirip kureklere asilmamam ragmen yakalayamistim keratayi..korkmustum biraz da…deli oglan!bir de bu resimdeki saclari kazinmis, celimsiz cocuga bak, ..gozlerine bak! Gozlerine! ..gozlerine!’

 

Fotografi ablam aldi sonra:

 

“aaa kabak kafali olmus !”

“bakiim, bakiimm!”

“ben de ben de bakicam!”

….

“cok komik olmus be!”

Elden ele geciyordu fotograf cocuklar arasinda, bir annem ile babam tepkisiz duruyorlardi, gizli bir anlasma yapmislar gibi sessizce baktilar fotografa…

 

Sonra..

 

“iiii hiii..”

 

Sasirdik once, sonra birbirimize baktik, o “hickirik” sesini cikaran babama baktik…Agir agir corbasini kasiklarken kirli sakalina dogru suzulen bir damla su, gozyasini gorduk…

Babam agliyordu!

Babalar da boyle aglarmis demekki!

Ilk defa sahit oldugumuz bu olay biz kucuk cocukalrin hic de aliskin olmadigi bir seydi, bir sure ne yapacagimiz bilemez bir sekilde birbirimize baktik ve yapilabilecek en iyi seyin susmak olduguna karar vererek sesimiz kestik ..

Simdi sadece tabaga degen kasiklarin sesi duyuluyordu koca odada…

Derin bir sessizlik sonra!

 

******

Soguk ve ruzgar mevsimi idi.Ders aralarinda artik bahceye cikmayip, kafamizi cama dayar, kasabanin en islek(ve tek) caddesini seyre durur bir yandan da sohbet ederdik.

Ama ben, 2. ders arasinda camdan uzak dururdum.Cunki tam o saatte uzun, belinden sicimle bagli eski yagmurlugu, kahverengi cizmeleri ve kolunda sepeti ile babam gecerdi caddeden.Babam baliktan donuyordu, yorgun ve uykusuz!

Caddenin karsisindan agir adimlarla yurur, gelip gecen insanlara uzun uzun bakar, bazen laflar onlarla ayak ustu bazen de sadece selamlasir elini yarim kaldirarark.

Yanlis oldugunu bilirdim, ama bir gun cocuklardan biri babami tanimis:

“bak, baban geciyor!” demis ve herkes cadde boyunca babam gozden kayboluncaya kadar izlemisti.,Ben de kah derin bir vicdan azabi kah utancla izlemistim yorgun “mavi gozlu devin” gecisini!

Sonra hiyarin biri demisti:

 

“sen de baban gibi balik kokuyorsun, levrek kafali!”

 

Herkes gulmustu…Ben de onun karnina siki bir yumruk atmistim, ama cani asil yanan ben olmustum.

 Bir gun beden egitimi drsinde  okulun bahcesinde prova yapiyorduk.19 mayis torenlerine kasabanin tek lisesi olarak katilmak zorundaydik.Babamin gecis saatinin geldigini anlamistim ve o sikinti ile dikkatimi  provalara veremiyordum ve aksi gibi hoca da beni yola en yakin siraya koymustu.

Sonra babam gorundu uzaktan ve tabii beni de sIkInti basti.Babam da bahcede prova yapan sira sira cocuklari gorunce durdu ve agzinda sigarsini gezdire gezdire, yorgun yuzunde sefkat dolu gulumsemesi ile beni ve kardesimi ariyordu belli ki  kalabalik icinde.

Heyecanlandim, sasirdim butun hareketleri birbirine karistirdim.Aksi bir beden egitimi hocamiz vardi, muzigi durdurup seri adimlarla yanima gledi.

Donup kalmistim:

 

“ne yapiyorsun sen?geri zekali!”

 

“…”

 

Bagirdi,cagirdi.

Babama baktim, onun mavi gozlerini teselli edici bakislarini kisa bir an icin bile olsa yakaladim, icim de yuksek sesle aglamak geliyordu ama isirdim dudagimi:

 

“Sakin haaa,  essek kadar oldun lan, butun okula rezil olmak mi istiyorsun?”

 

 Hoca bir yandan kolumdan tutup beni sarsarken bir seyler soyluyor ama ben hic bir sey duymuyordum ki?Elinde pelte gibi olmustum.

…..

..

.

Ne kadar zaman gecti bilmiyorum, baktim babami goremedim.

Gitmisti.

 

Babam icin kasabanin sIkIci kutuphanesine uye olmustum.Ordan ona kitap seciyordum ve okumasi icin ona, sahilde zaman zaman vakit gecirdikleri barakaya goturuyordum, Babam orda baliga hazirlanir, aglari onarirlar ve zaman zaman da diger balikcilarla ara sira demlenirlerdi.

Yine bir gun sectigim kitaplari ona gotururken o kosede ki kasalarin uzerine serili eski dosegin uzerinde battaniyeleri kafasina cekmis uyuyordu.

Sagda solda bira siseleri, sepetler, eski aglar, kiirik, saglam karsisik bir kosede duran kurekler, tahta paraclari ve orta yerde cevresi ile buyuk bir uyum icerisinde, eski, alltan delinmis teneke soba…

Usulca kitaplari naylon kapli masaya birakip cikarken babami duydum:

 

“oglum, takma kafani!”

 

“Ne baba?ne dedin?”

 

“takma dedim, takma kafani!”

..

Kapiyi kapatip ciktigimda o battaniyeler icinde uyuyordu hala..Disarda ruzgarla denizden gelen iyot kokusunu cektim icime derin derin.

 

***

Elini optum, diger tum vedalarimda oldugu gibi.Balik kokuyordu elleri, her zamanki gibi…Oyle ki opmek icin yanaklarima uzattiginda yuzunu, yanaklarima batarken diken gibi sakallari, duydugum ter kokusunu bile bastiriyordu balik ve deniz kokusu…Cantami alip yola yurudugumde o da hemen donmus bahceyle ilgili anneme cikisiyordu.

 

“Bilemedim bu son gorusum oldugunu, son veda oldugunu, bilseydim …bilseydim eger…”

 

Babam okumami cok istemisti, en buyuk hayali bir devlet makaminda masasi olan bir evlada sahip olmakti…Ben sirf o memnun olsun diye girdigim fakulteyi bitirmedim, bitiremedim..ilk baslarda cok kizan babam, sonradan durumu kaniksadi(ya da oyle gorundu) ama yasadigi hayal kirikligini da sik sik hatirlatti bana.

Istanbulda calistigim sirketin 2001 krizinde kapanmasi ile issiz kalmam da o hayal kirikliginin bir parcasi oldu..Bu yuzden tekrar kasabadan sehre donerken isle ilgili hic bir sey sormadi babam…sanki ne halin varsa gor diyordu artik bana..onun bu tepkisizligi beni cok yaralamisti..

 

Istanbul a, eve vardigimda cantayi firlattim odaya ve uzandim kanapeye…

Uyuyakalmisim.

Uyandigimda telefon uzun uzun caliyordu.Actim, kiz kardesim salya sumuk agliyordu telefonda…

Ben hala uykunun etkisinden siyrilmaga calisirken  o bir seyler soyluyordu dab en bi sey anlamiyordum ki..anlamaga calisiyordum ama soyledikleri o kadar mantigima uzak seylerdi ki:

 

“Babam…uhuuu”

..

“Eee, ne olmus babama?”

….

“Uuu uuhuuu”

..

“lan zirlamadan anlatsan-a be?ne oldu?”

“…………………………………………………….”

 

“Kaza mi?Hastane..Cenaze?...”

..

Telefonu kapattim..

Kanapeye oturdum ve bir sigara cikardim…

Karanlik cokmustu eve ve isiklari henuz yakmamistim,Disarda gurul gurul bir Istanbul gunu daha sona eriyordu…

Sigara bittiginde kalktim, otogara gittim ilk otobuse bilet aldim…

Cok yolcu yoktu.Babamin olum halini dusunmemek icin baska seyler dusunmeye calistim ama babamla ilgili tum anilar tekrar tekrar zihnimde film gibi canlanmaga basladi.Onun cansiz bedenini, mezara konulmasini uzerine toprak atilmasini dusunmek istemiyordum cunki bu canimi acitacak ve …buyuk bir ihtimalle agliyacaktim!

Ama nedense aglamak istemiyordum, belki de her an agliyacak gibi olup agliyamamanin daha fazla aci verdiginin farkina varmistim ve bu acinin verdigi zevki yasamak, kendime bu sekilde zarar vermek istiyordum..o zaman, evet, belki o zaman bu sekilde borcumu odeyebilrdim babama…

Uyumak istiyordum!

Yandaki bos koltuga kivrildim..Ayaklarim koltuktan asagi sarkti ve boslukta otobusun hareketleriyle birlikte duzensiz bir salllantiya gecerken kapattim gozlerimi!.....

….

 

 

Bardagi elimde bir cevirdikten sonra buyuk bir yudum aldim, obur elimle de kardesime gostermemege calisarak gozumun yasini sildim.

Kardesim de bira bardagini kafasina diktikten sonra yine yine yarim dondu uykulu uykulu bakan garsona:

“biradere baska vermeyin, ona yaramiyor, yine daldi gittii!”

 Bir yudum daha aldiktan sonra, omuzuma dokundu:

 

"takma kafani!"

 

Bardakta kalan son buyuk yudumu da aldim.

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Ahhh, Midilli! -3-

7/8/2006

lll.

Abla yere bakiyordu,derin dusunceler icerisindeydi.Ince, sari sakalli agbi, gozlerini yerden ayirmis bizi suzuyordu.Ya da, bize bakarken turlu dusunceler akiyordu anlamsiz bakislarinin gerisinden..

 Annem kalkti yerinden bizi oteki odaya goturdu ve sabahtan evvel kadar disari ciktigimiz taktirde daha once hic dovmedigi kadar siddetli dovecegini hata uzun bir sure gotumuzun uzerine oturamiyacagimizi soyledi.Bizi tehdit ettikten sonra agir agir cikti odadan, bahceye indi, balkonun altinda istiflenmis, kuru zeytin odunlarindan getirip sobanin yanina birakti.Annem o gece kuru, az isitan  kuru zeytin dallarindan  odunlarla birlikte evdeki tum”kirmizi”kapli kitaplari yakti.Cunku polisler ozellikle kirmizi kapli kitaplari topladigini duymustu, daha onceki aramalrda sahit olmustu…

Annem odadan disari cikinca biz kardesimle tekrar goz goze geldik, uzunca bir sure bekledikten sonra evin sessiz hali tehlikenin gectigine isaretti ve annem asla oyle dovemezdi bizi, cunki o kadar cok tekrar etmisti ki bu tehdidini artik inandiriciligi kalmamisti.Usulca kalktik ve giyindik…

Ev pek sessizdi, herkes gitmisti.Bu durum hic hosuma gitmemisti.Kardesim?O yorum yapmazdi-en azindan bana anlatamazdi-, onun yerine de ben korkar ben panik yapardim..Ona da icli icli aglamak duserdi…

Kardesime sahil yolundan gidelim, ama gorunmeyelim kimseye dedim ..

O olur anlaminda kafasini salladi…

Sokaga ciktik..Hava soguktu, sis vardi ve hafif bir poyraz sabah azginlasmak icin guc topluyordu….Zeytin dallari ruzgarla ugulduyorlardi…Korktum biraz, ama kucuk kardesime kortugumu da belli etmek istemiyordum….

Zeytinliklerin arasindan yuruyup sahil yoluna vardik..Bombostu sokaklar..Bizimkilerin de bu yolda olmasi gerekiri..Ama yoktular acaba nereden gittiler ki?Bu endise ve kuruntu yavas yavas yuregimizi kemirmeye baslamisti..Yoksa?..Yoksa bizi birakip gitmislermiydi?Yoksa annem dedigini yapmismiydi:”Eger, ..eger bird aha boyle uzerseniz beni, ikinizi de birakip baska cocuklarin annesi olmaya gidecegim!” Ben inanmazdim buna da kardesim daha kucuktu ve safca inanirdi.

“gitme anne! Soz, bir daha yapmayacagim” diye baslardi aglamaya…

  

Denize ulastik….Hava aydinlanmak uzere idi..Sis dagiliyordu yavas yavas, cunku ruzgar basliyordu ve deniz kucuk dalgalarla hafif hafif uyaniyordu ….kiyida balikci kayiklari yan yana siralanmislardi..Eskisi, yenisi, kimi bakimsiz, kimi onarilacak aglarla dolu..

“Gordum,gordum..ordalar..”

Diye bagirdi kardesim..

“sus dedim..yavas!yavas konus..

Bu kez daha alcak bir sesle

“Baksana!Ordalar!”

Parmagini dogrultugu noktada gordum…

Sislerin arasinda kayigin kuregi ritmik hareketlerle pek de aceleci olmayan bir tempoda suya dalip cikiyordu…Kayiktakiler bir golge olarak gorunuyorlardi..sadece babamin sari yagmurlugu seciliyordu sislarin arasinda…yaninda da uc ayri golge…

Bir tanesi ne kadar da anneme benziyordu!..

Demisti ki annem bir keresinde:

“birakip sizi gidecegim, ne bok yerseniz yeyin o zaman!…”

Yoksa?

Yoksa annem-babam bizi birakip gidiyormuydu?Yok, annem yapmaz, babam da yapmaz!

Ama..

 “Anneee!” diye bagirdi kardesim….

Sessizlik!

Sipir sipir kiyiya vuran dalgalrin sesi…

“An-neeeee!”

Daha guclu bagirdi bu kez kardesim.

Sessizlik!

 

Suya dogru bir iki adim atip durduk,, yok, yuzler secilmiyordu ve gittikce uzaklasiyorlardi…

Kardesim de ayni seyi dusunmus olmali ki aglamaya basladi..

 

O hep boyle cabucak aglardi da bu kez benim de icimden aglamak geliyordu..

Ve bagirmak:

“Anneeeeee,birakma bizi!”

Sis, ruzgarin artmasi ile azaldikca uzaklardan Midilli adasinin belli belirsiz silueti gorunmeye baslamisti..Bazen,acik havalarda cok yakin gorunen ada, simdi ne kadar da uzak gorunuyordu?

Gozden kayboluncaya dek kayigi izledik ve agladik kiyida..sonra eve dogru yurumeye basladik..kardesimin kucuk elini siki siki kavramistim..Sikica kavradigi elimden derin derin ic cekislerini hissediyordum.

Perisan olmus bir halde eve dondugumuzde…

Annem. annemizi sobanin yani basinda otururken gorduk…bizi gorunce once sasirdi, ama kardesim onun herhangi bir tepki gostermesine firsat vermeyerek kosup boynuna atildi ve avaz avaz aglamaya basladi…

“Ben size demedimmi cikmayacaksiniz disari?Hem ne oluyor size boyle?essek sipalari?..”

Gozleri aglamaktan kizarmisti..Herzaman basina doladigi esarbi ile gozyaslarini gizleyerek kalkti yerinden, kardesimi kucaklayip yatagina goturdu..gecerken sacima sefkatle dokundu…

Soba gup gup sesler cikarark yaniyordu.Sobanin uzerinde, kenarlari isten kararmis caydanliktaki su cizildayarak bir turku tutturmus soyluyordu.

Bir yil sonra da agbim gitti, arkadaslarinin pesinden…Ayni sekilde…

Agbim, 8 yil sonra dondu o sisler arasinda yaptigi yolculuktan….Ama tekrar dondu o sisli karanlik gecede kactigi kuzeyin o soguk kasvetli karanlik ulkesine.

Ben buralarda yapamam diyordu…

Abla evlenmis orda…Bir tane cocugu olmus, adini da Deniz koymus…

Agbi de hastalanmis..Gittikten 3 yil sonra olmus,Mezarini getirememisler Turkiye ye..Isvecte, soguk topraklarin altinda cinarsiz yatiyor simdi..

                                                                         (oricinal dirhelek anlatisi. kopi edilmemesssAgustos 2006)

                               

  CUMHURİYET GAZETESİ - 12 EYLÜL 2000

Darbenin bilançosu 

*TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı, siyasi partilerin kapısına kilit vuruldu ve mallarına el konuldu. 

* 650 bin kişi gözaltına alındı. 

**1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 

**Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 

**7 bin kişi için idam cezası istendi. 

**517 kişiye idam cezası verildi. 

**Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı). 

**İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi. 

**71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.(Kominist olmanin suc sayildigi maddeler, sonra bu yasalr kaldirildi, Kominist parti kuruldu, secimlere bile katildi, %1 den daha az oy aldi .

**98 bin 404 kişi ''örgüt üyesi olmak'' suçundan yargılandı. 

**388 bin kişiye pasaport verilmedi.Ruhi Su bu sanatcilardan biri idi. Kanser olan sanatci,tedavi icin yurt disina gidemedi ve ulkesinde yasamini yitirdi. 

**30 bin kişi ''sakıncalı'' olduğu için işten atıldı.1402 lik denilen bu insanlarin buyuk kismi yillar suren davalar sonucunda beraat edip eski gorevlerine donduler ama yillar suren zor ve aci dolu yillar yine kendi yanlarina kar olarak kaldi. 

**14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 

**30 bin kişi ''siyasi mülteci'' olarak yurtdışına gitti. 

**300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 

**171 kişinin ''işkenceden öldüğü'' belgelendi.Belgelenmeyenler?Bilinmiyor! 

**937 film ''sakıncalı'' bulunduğu için yasaklandı. 

**23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 

**3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi. 

**400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. 

**Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 

**31 gazeteci cezaevine girdi.Ugur Mumcu, Ilhan selcuk, Ali Sirmen bildiklerim..

**300 gazeteci saldırıya uğradı.Yazar yayinci Muzaffer Ilhan Erdost, gozaltina alinirken jandarma dayagindan kardesinin kucaginda can verdi. 

**3 gazeteci silahla öldürüldü. 

**Gazeteler 300 gün yayın yapamadı. 

**13 büyük gazete için 303 dava açıldı. 

**39 ton gazete ve dergi imha edildi. 

**Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 

**144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 

**14 kişi açlık grevinde öldü. 

**16 kişi ''kaçarken'' vuruldu. 

**95 kişi ''çatışmada'' öldü. 

**73 kişiye ''doğal ölüm raporu'' verildi. 

**43 kişinin ''intihar ettiği'' bildirildi. 

 

Ugur Mumcunun dedigi gibi:

“Unutma ey Halkim!Unutma bizi!”

Ama balik hafizali okumayan toplumlar cabuk unutur.12 Eylul mirasi, burnumuza kadar battigimiz bu pisligin de, bu yozlasmanin da gericiligin de en buyuk muessibidir…

Siz yine de unutmamaga calisin!

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Sonraki Sayfa

Blogcu.com bir BERIL Tech hizmetidir.